Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
BİD'AT... AT GİTSİN...
02 Şubat 2011 Çarşamba | 23:05
Muhammed aleyhisselamın talebelerinin yani Eshab-ı kiramın 'aleyhimürrıdvan' hepsi müçtehid idi. Yani Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden mana çıkaracak ilme ve tasavvuf derecesine sahip idiler... Ayetlerin hangi hadise üzerine indiğine bizzat şahit oldular. Bu ayet-i kerimeleri açıklayan hadis-i şerifleri bizzat işittiler... Yani hem murad-ı ilahiyi hem de murad-ı Peygamberiyi yerinde, birinci nurlu ağızdan öğrendiler... Bununla birlikte Alemlerin Efendisi 'aleyhisselam'  talebelerine, derecelerine göre ayetleri açıkladı... Bir hadis-i şerifte, 'Benden sonra peygamber gelmeyecektir. Gelseydi Ömer peygamber olurdu' buyuruldu...
Şimdi dikkat ediniz...
Bir gün Peygamberler Sultanı, Ebu Bekr-i Sıddık'a 'radıyallahü anh' baş başa çok şeyler anlattı... Eshab-ı kiram edeplerinden yanlarına yanaşamadı... Ama Ömer-ül Faruk 'radıyallahü anh' teklifsiz yanlarına gidebiliyordu. Peygamberin çok çok sevgilisiydi...
Ertesi gün ilim aşığı Eshab, hazret-i Ömer'e,  - Ya Ömer... Resulullah aleyhisselam, Ebu Bekr'e ne anlatıyorlardı, diye sordu...
Cevap anlayan için bu gün olan bitenleri de netleştirecek şekilde oldu...
- Bir ayet-i kerimenin tefsirini yapıyorlardı... Bir saat dinledim... Hiçbir şey anlayamadım...

SAYISINI KİMSE BİLMEZ… 

Evet... Peygamberlik devam etseydi Peygamber olacağı, Allahın Sevgilisi (aleyhisselam) tarafından bildirilen o yüce sahabi bile, Sıddık-ı Ekber hazretlerine 'radıyallahü anh' bildirilen tefsiri anlayamadı... Alimler, 'Çünki Resulullah aleyhisselam, Ebu Bekr-i Sıddık'ın derecesine göre anlattılar. Ömer'in derecesi oraya yetişemedi' buyurdular...
Bir gece Resulullah aleyhisselam, zevcesi Aişe 'radıyallahü anha' annemizle evlerinin kapısı önünde oturuyorlardır... Efendimizin o güzel başları hanımın omzuna yaslanmış, o tatlı gözleri dikkatli bir şekilde yıldızlara bakmaktadır... Annemiz bir aya, bir eşine bakar... Ve bakar ki, zevcinin yüzü aydan nurlu ve güzeldir... Dayanamaz, hislenir, ağlar... Gözyaşı Peygamberler Sultanı'nın yüzüne düşer...
- Ya Aişe... Ne oldu sana...
Annemizin sözlerindeki ilim, aşk ve estetiğe bakınız...
- Yüzüne ve aya bakdım... Yüzün aydan daha nurlu... O kimseye acırım ki, kıyamet günü Senin yüzünü göremesin ve şefaatinden mahrum kalsın...
- Ya Aişe... Bilmez misin ki, Hüdâ-i azze ve celle güneşin ve ayın nurunu benim nurumdan yaratdı. Niçin hayret edersin... Yıldızları ve levhi ve kalemi ve onsekizbin alemi benim nurumdan yaratdı...
- Ya Resulallah...Sen yıldızlara niçin bakardın...
- Ya Aişe! Benim Eshâbım arasında, bir recül [mevki sahibi] vardır ki, hergün yıldızlar adedince, onun tâ'atini göğe götürürler. Ben yıldızlara bakdım ki, adedini Allahü teâlâ hazretlerinden başka bir ferd bilmek ihtimâli yokdur...
Annemiz babası Ebu Bekri kastettiğini düşünür... Mübarek ağızlarından duymak isterler...
- Ya Resulallah o recül kimdir...
-Ömer bin Hattâbdır "radıyallahü teâlâ anh"... Ömer bin Hattâbın "radıyallahü teala anh" tâ'ati ise babanın tâ'ati yanında, deryâdan bir damla gibidir.
İşte bu farktan dolayı Hazret-i Ömer, o ayeti kerimenin Ebu Bekr-i Sıddık'a yapılan tefsirini anlayamadı... 
Ama günümüzde görürüz ki, içinde Hazret-i Ömer'in anlayamadığı o ayet-i kerimenin de bulunduğu bütün Kur'an-ı kerimi anlayanlar (!) var... Sonra da bid'atlerden geçilmiyor ortalık...

CEHENNEMİN KÖPEKLERİ…

İslamiyetin gelişinden bu yana neredeyse 1500 yıl geçti. Geçen her yılı bu zamandan bin metre uzaklaşmak olarak düşünelim... 
Şimdikiler bu dini, bu kadar uzaktan tarif etmeye uğraşıyor... O zamanda bulunanlardan nakille gelen yola uymak dururken, bu hataya düşüyorlar... 'Biz âyet-i kerime ve hadis-i şerifleri en ince ayrıntısına kadar anlıyoruz' deme cüreti gösteriyorlar... İtikadda ve amelde bu yüzden bir sürü yanlışa düşüyorlar... Bid'atları körüklüyorlar... (Bid'at sahipleri cehennemin köpekleridir) hadis-i şeriftir...
Ehl-i Sünnet büyükleri öyle yapmadı... Bu yolun büyük alimleri hep nakli esas aldılar... Muhammed aleyhisselamın neyi ne için yaptıklarını ve her ayrıntısını Eshab-ı kiramdan ‘aleyhimürrıdvan’ hayatta olanlarına bizzat sorarak veya gelen haberlerle öğrendiler... Talebeler yetiştirip, kitaplara geçtiler... İşte 4 hak mezhep, hep bu yol için çalıştı... Ve sonunda din bize sağlam kaynaklardan, sapsağlam geldi... Ehli Sünnet olana müjdeler olsun... Allah ve Resulünün beğendiği gibi inanma ve ibadet etme seadetine bunlar kavuştu...

ÖLÇ܅ 

İmam-ı Rabbani 'kuddise sirrehül aziz' hazretleri 2. bin yılın yenileyicisidir... Kelam ilminde müctehid idiler... Gelecekleri bin yıl önce Resulullah aleyhisselam tarafından müjdelenmiştir... Yazdıkları Mektubat kitabı için Esseyyid Abdülhakim-i Arvasi 'kuddise sirrehül aziz' hazretleri, "Kur'an-ı kerîmden ve hadis-i şeriflerden sonra İslam aleminde Mektubat ayarında bir kitap daha yazılmamıştır' buyuruyorlar... Bu bin yıllık evliyaya bedel; büyükler büyüğü 1. cilt 157. mektubunda her şeyi özetliyor aslında... İşte o mektubtan...
 
"...Doğru yolun âlimlerinin, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anladıklarına ve bildirdiklerine uygun olarak i'tikâd etmek lâzımdır. Çünki, Kitâbdan ve sünnetden bizim ve sizin anladıklarımızın hiç kıymeti yokdur. Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıklarına uymak lâzımdır. Bizim anladıklarımız, Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıklarına uymuyor ise, hiç kıymeti olmaz. Çünki her bid'at sâhibi, [türedi reformcular] ve doğru yoldan kayarak dalâlete düşenler, sapık bilgilerini ve bozuk işlerini, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anladıklarını ve bu iki kaynakdan çıkardıklarını söylemekdedirler. Bu sözleri çok yanlış ve haksızdır..."
 
Bu büyük zat, 312. mektubda namazda otururken parmak kaldırmanın Hanefi mezhebinde caiz olmadığını ispat ederken (bizzat saydık) otuza yakın Ehli sünnet aliminin kitabını kaynak olarak gösteriyorlar... Dileyen bakabilir... Yani hep nakilde bulunuyorlar... Ve orada öyle bir cümle kullanıyorlar ki...
 
"Sözün kısası, bizim gibi câhillerin, birkaç hadîs-i şerîf işitmemiz, delîl ve sened olamaz. Din büyüklerinin sözlerini red etmemize sebeb olamaz...

...bizim gibi mukallidlerin bilgisi, bir şeyin halâl veyâ harâm olmasına vesîka olamaz. Birşeyin halâl veyâ harâm olması için, müctehidin zan etmesi lâzımdır. Müctehidlerin sözlerini, senedlerini örümcek yuvasından dahâ çürük sanmak, büyük atılganlık olur."
 
Anlayana bir söz yetişir... 

DİN NAKİLDİR…

Süfyân-ı Sevrî 'rahmetullahi aleyh' hazretleri mutlak müçtehid idi... Yani dört mezhep imamları gibi kendi mezhebi vardı... Mezhebi kitaplara geçmediği için unutuldu... Böyle büyük bir zatın bir gün birinden koşarak kaçtığı görüldü...
- O kimseden niye kaçıyorsunuz, diye sordular kendisine...
- Bu kişi bid'at sahibi... Onun için kaçıyorum, buyurdu...
Dinleyenler şaşırdılar... - Efendim siz mutlak müçtehidsiniz... Ona doğruları ispat etseniz ya... Belki hidayete kavuşur, dediler...
Mübareğin verdiği cevap tüyleri diken diken etti...
- Ne hidayeti... Korkuyorum ki, bana bir ayet-i kerime okur, yanlış mana verir ve o mana benim kalbime yer eder de helak olurum...
Bir mutlak müçtehid böyle korkarsa bizler ne yapalım...
Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiklerine uymayanlar halini buna mukayese eylesin artık...
Bid'at sahipleri inanışta veya ibadette Peygamber Efendimizden 'aleyhisselam', O'nun varisleri yoluyla gelen bilgilere karşı çıkıyorlar... Yani Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) alimler vasıtasiyle bildirdiklerine,  'Doğrusu öyle değil, böyledir' deme cüretini gösteriyorlar... Halbuki Ehl-i Sünnet alimleri inanış ve ameldeki hükümleri hep nakil ettiler... Kaynak gösterdiler... Bize bu mukaddes emaneti ilk gündeki berraklığıyla ulaştırdılar... Amma ne yapalım ki nimete kavuşmak nasip işi... Mektubattaki bir şiir her şeyi özetler nitelikte...
İskender, âb-ı hayâta kavuşamadı,
Ni'mete kavuşmak zorla, zerle olmadı.

KÖRE EDİLEN NASİHAT…

Zamanın birinde bir kişi, kör biriyle yolculuğa çıkmış... Körün güzel, çok sevdiği bir kamçısı varmış... Yolculuk esnasında kamçıyı elinden düşürmüş... Yol arkadaşına söylemeye kalkmış ama 'Ya bulur da bulamadım der, kamçımı çalarsa' diye kendisi devesinden inip almaya karar vermiş... Geceymiş... Binbir zahmetle, kör haline bakmadan, kamçı uğruna devesinden aşağıya inmiş... Arkadaşı önceleri fark etmemiş bu durumu... Kör eliyle toprağı yoklarken, yumuşak, uzun bir şeye dokunmuş... Yüzünde bir tebessüm belirmiş... - Kamçıyı bulamadım ama daha güzelini buldum... Bu daha yumuşak... Belli ki iyi bir ustanın elinden çıkmış, diye düşünmüş... Sağlam arkadaşı körün elindekini fark edince, - Çabuk bırak onu elinden, sen ne yapıyorsun, diye feryat etmiş...
Çok bilmiş kör, - Niye bırakacak mışım böyle güzel kamçıyı... Bırakayım da sen al değil mi, demiş...
- O kamçı değil, bir yılan çabuk at gitsin...
- Yılan mı... Yalan söylüyorsun... Yılan olsa hareket ederdi... Sen bu bulduğum kamçıya göz koydun ama çok beklersin, demiş kendini akıllı sanan kör... Arkadaşı, - Hayvan gecenin ayazından büzüşmüş, hareket etmiyor... Birazdan güneş doğacak, hava ısınır ısınmaz kendine gelecek... Çabuk at gitsin, demiş ama dünya hırsı körün görmeyen gözlerini bürümüş bir kere...
Birazdan güneş doğmuş ve kendine gelen yılanın ilk yaptığı iş körü sokarak öldürmek olmuş...
Ehl-i sünnet alimleri bu sağlam kişiye benzer... Bid'at sahipleri de bu köre... Alimler kitaplarıyla, sözleriyle, - Bu inanışın, bu amelin bid'at, at gitsin, derler ama onlar yaptıklarını kıymetli zanneder.. Ta ki güneş doğana (kabre girene) kadar...

BATI’NIN ÜZÜNTÜSÜ (!)

Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek bir kitabında der ki, "1960'lı yıllarda Fransızca bir ansiklopedide aynen şu satırları okudum: Ne yazık ki Anadolu'da tekrar Ehl-i Sünnet hareketi başladı..." 
Maalesef Ehl-i Sünnet'in nasıl bir güç olduğunu batılılar bizden daha iyi biliyor...
Avrupa'yı 8 asır sallayan Endülüs Emevi Devleti sünni yani Ehl-i Sünnet idi. Hindistan'da aynı süre hüküm süren Gürganiyye Devleti de öyle... Osmanlılar da öyle... Dünyayı etkileyen, kafir memleketlerini tir tir titreten devletler hep sünni idi. Onların çalışmalarına Allahü teala başarı veriyordu...
Batılı ülkeler dünyayı sömüremez halde idiler... Bunun için sünni devletleri parçaladılar... Sünni itikadı anlatan İslam kitaplarını ve bunları yayan, öğreten Ehl-i Sünnet alimlerini yok ettiler... Yerlerine, satın aldıkları sahte din adamları vasıtasıyla sapık itikadları yerleştirdiler... Ehl-i Sünnet'i savunan, biricik kurtuluş yolunun bu olduğunu yayan din büyüklerini her vasıta ile bu satılmış din adamlarına kötülettiler... Hakiki ilimler kalmayınca cahil topluluklar zaten kendiliğinden ortaya çıktı... Nesiller dedelerinden kalma doğru yolu unuttu... Artık ilmi olmayan nesillere zehirli bid'atleri şırınga etmek çok kolaydı... 
Şu satırlar Mektûbât-ı Rabbânî'deki 255. mektûbdan:
İşitdiğimize göre, hazret-i Mehdî, hükûmet sürdüğü zemân, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid'at işlemeğe alışmış olan Medînedeki âlim, bid'ati güzel sandığı ve ibâdet olarak yapdığı için, hazret-i Mehdînin emrlerine şaşarak, (Bu adam, bizim dînimizi yok etdi ve milletimizi öldürdü) diyecekdir.


Günümüzdeki yaygın bid'atler için bakınız...


  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı