Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Tom’la Linda’nın aşkı
29 Kasım 2010 Pazartesi | 11:58

İrlandalı Tom ve Amerikalı Linda'ydı adları... Yabancı dilimi ilerletmek için arkadaşımın teklifini kabul etmiş ve otelinde çalışmaya başlamıştım... İstanbul Sultanahmet'te turistlerin cirit attığı bölgede küçük çaplı bir otel...
Tanıştığım birçok yabancı insandan ikisi de bu ikiliydi... Birbirlerine delicesine tutkun bir aşk yaşıyorlardı... Onları ayrı gördüğümü pek hatırlamıyorum... Tom ve Linda sürekli birbirlerine sarılı dolaşıyorlardı...
Bir gün İrlandalı Tom'u morali sıfır gördüm... Az önce de Linda'yı odasında ağlarken görmüştüm...
- Ne oldu, niye üzgünsün... Linda niye ağlıyor, diye sordum...

TAMAMEN DUYGUSAL!..

- Ayrıldık diyebildi...
- Niye kavga mı ettiniz, neden ayrıldınız ki...
- Sorma Çetin... Ayrıldık işte...
- Rahatsız olduysan tabi anlatmayabilirsin... Birbirinizi böyle severken ayrılmanız tuhafıma gitti de ondan sordum...
Beni asıl ayrılma sebebini dile getirdiğinde rahatsız edecek duygudan habersizdim halbuki... Birazdan Tom dertleşmek istercesine kendi kendini deşifre etti...
- Ayrıldık çünkü benim param bitti...
Ben anlayamadım... Saf saf sordum... - Eee... Ne olmuş...
- Param bitti işte... Ve ayrıldık...
- Nasıl yani Tom... Bağlantı kuramadım...
- Eğer devam edersek Linda benim için de harcama yapacak... Bu durumda tatilini kısa kesecek ve ülkesine dönecek... Onun için ayrıldık...
Büyük bir şaşkınlık yaşıyordum... Yetiştiğim kültüre sığmamıştı bu tuhaf izah...
- Sen ne diyorsun... Yani birbirinizi o kadar severken Linda daha fazla tatil yapsın diye ayrıldınız öyle mi... Bu nasıl bir sevgi... Ne söylediğinin farkında mısın... Çok şaşkınım, diyebildim; bulabildiğim kırık dökük kelimelerle...
- Çetin niye şaşırıyorsun... Bu son derece normal bir şey... Benim yerime para harcayacak değil ya... Bu çok doğal...
- Nasıl doğal ya... Peki sevginiz ne olacak...
- O yoluna gidecek, ben de yoluma... Daha önce de çok oldu...

SEN GERİ KAFALISIN!..

Hayretler içindeydim... Şu an size birebir yaşadığım bir hatıramı anlatıyorum... O zamanlar cep telefonu, kontör gibi kavramlar Türkiye'ye uğramamıştı henüz... Eğer uğramış olsaydı Tom'a, (Bu nasıl iş... Kontör kadar konuş gibi, kontör kadar sevgi) demek isterdim...
Tom benim şaşkınlığımı kültürel savaşa dönüştürdü bir anda... Moral bozukluğunun da etkisiyle olsa gerek, - Sen yanlış düşünüyorsun... Batıda hep böyle... Sen geri kafalısın, demez mi...
Bu ilericiye (!) kendi kültürümden seçebildiğim kavramlarla, - Bak sevgi bakkaldan, pazardan kiloyla, parayla alınmaz. Paranın belirleyeceği sevgi kabullenilemez... Pazarlıklı aşk mı olur... Sevginizi paranın bitirmiş olduğuna ve bunu da ikinizin kabullenmiş olduğuna tepkiliyim belki de...
Diyebildiğimi dedim ama Tom daha da kızdı... Ona göre normal şeye belki de ilk defa bir tepki almıştı... Bunlar ülkeleri karış karış dolaşan ve binlerce insanla tanışan tipler... Belli ki bu sözlerle ilk defa karşılaşmıştı... Benim dediklerimi kabul etmesi, o yaşa kadar edindiği kişiliğini inkar etmesi anlamı taşıyordu...
Halbuki yıllar içinde böyle yaşamış, düzinelerce sevgili edinmiş hatta çevresindeki bütün herkes de böyle yaşıyordu... Şimdi ilk defa bünyesine ters bir ‘sorgulayıcı fikirle’ yüz yüze gelmişti... Kabullenemedi... Çekti gitti...
Sabaha karşı uyurken beni uyandırdı... Sarhoştu... Zil zurna halde...
- Çetin, çetin kalk...
- Ne oldu Tom...
- Sen var ya... Sen haklıydın... Bu insanlık değil, dedi…
Sarhoş olunca gerçek kişiliği ortaya çıkmıştı... Ona uyku sersemliğiyle, - Ayıldığın zaman da bunu söyleyebilir misin, diyebildim... - Evet... dedi ve gitti yattı...
Ertesi sabah bu diyaloğu hatırlattığımda tepkisi, - Hatırlamıyorum. Bizimkisi doğal, gibi şeyler söyledi yine :)
İşte paranın şekillendirdiği insanlar... Sevgiyi bile derinliğiyle yaşamaktan mahrum kalmış zavallılar...
Bu ibretlik olay bana bir şeyi daha öğretti...
Rol yapıyorlar... Ayıkken kabullenmekte zorlandıkları gerçekleri sarhoşken itiraf edebiliyorlar...
Yani yalancı kişilik, yalancı fikirlerle örülü batılı insanlar...
Toplumumuz bu insanlara özendikçe ve benzedikçe sevgide, kişilikte yavaş yavaş onlara benziyor...
Bu tespiti içim acıyarak yapıyorum... Ama gerçek bu...

KURBAĞA HAŞLAMA!..

Bu verdiğim misal, hayatta insanı mutlu edecek ve steril olması gereken duygulardan sadece bir tanesi… Bunda ve birçok başka duygularda derinliğini kaybetmiş bir dünyaya özenmek neyin nesidir…
‘Onlar gibi yaşamayı kimse zorla dayatmıyor ya…’ şeklinde bir karşı fikir geliyor, onlara benzemeye çalışanlardan…
Evet zorla dayatılmıyor, özendire özendire, ballandıra ballandıra benzetiliyoruz onlara…
Uzak Doğu’daki yiyeceklerden biri de taze haşlanmış kurbağadır… Çinliler çok sever derler… Kurbağayı kaynar suya attıklarında zavallı hayvan ayakları perdeli olduğundan kazandan dışarı atıyormuş kendini… Bu problemi aşmak için bir formül bulmuşlar… Kurbağayı önce serin suya bırakıp, ateşi yavaş yavaş açıyorlarmış… Su ısındığında hayvan kendini atmak istiyor ama nafile… O ana kadarki ısıyla bacakları çalışmaz hale geliyormuş çoktan…
Kültürel savaş da böyle… Yıllardır insanlık dışı kültürlerini medyayla, aramıza saldıkları iki ayaklı yürüyen günah unsurlarıyla saçtılar dünyamıza…
Yavaş yavaş suyu ısıttılar… Maneviyatından koparılan insanımızda Allah korkusu, kuldan utanma duygusu bırakmadılar önce… Sonra da nefse en çok arzuladığı günahları gösterdiler sinema perdelerinde, televizyon ekranlarında, gazete, dergi sayfalarında… Erkekleri yakışıklı aktörlerle, bayanları güzel aktristlerle özendirdiler… Konu genelde belli: Aşk!.. Nedense hemen ardından birbirine aşık olan ikilinin zinası…
Evet zorla dayatmadılar güya…
Gittikçe bozulan ve yüce duygulardan habersiz yetişen nesiller, kendi nesillerini yetiştirdiler… İlimsiz, dinin güzelliğinden habersiz insanların oluşturduğu toplum bugün, amcasının karısıyla aşk yaşayanları anlatan dizileri ağzı açık izler oldu… Cinnet bu…
Tecavüz sahnelerinin raiting rekorları kırdığı ve günlerce konuşulduğu bir toplum…
‘Benim tecavüz sahnem daha başarılıydı’ diyebilecek kadar hayasız cümleler kurabilen insanların sanatçı (!) görüldüğü bir toplum…


TADILMAYANA ÖZLEM...

100 yıl... Aslında çok değil... Bir insan ömrüne yakın bir zaman... 100 yıl önceki Osmanlı zamanı fotoğraflarına bakıyorum... İçim gidiyor... Zorlu şartlar altında objektife poz veren insanların yüzlerinde bir temizlik, bir saflık var... Tebessümlerinde bir tatlılık, bir başkalık... Onların kalplerinden yansıyor bu... Bu yaşıma kadar okuduklarımdan bunu anladım...
Kavramlara takılıp kalmamışlar... Derinliğine yaşamışlar güzel dinimizi... Hücrelerine işlemiş İslam ahlakı... Ben merkezli olmamışlar... Nura kavuşunca nur olmuşlar... Ve işte öyle bir cemiyet oluşturmuşlar...
100 yıl öncesi... Zorlu zaman... Kıtlık, karışıklık, Osmanlıyı devirme entrikaları... Ne ararsan var dünyevi sıkıntılar bakımından... Ama asırlar önce dedelerinden gelen maneviyat hazinesini; ana-babalarından, hocalarından olabildiği kadar alan o insanlar, objektiflere şimdikilerin gülemediği kadar başka gülmüşler...
Tavırları, sözleri, aşkları bir başka asil olmuş... O toplum başka bir toplummuş... Ne kadar ah etsek az şu halimize...
Şimdi ben merkezli yaşayıp, kendini pazarlayanların cirit attığı bir topluma dönüştük...
Mide bulandırıcı, menfaat üzerine kurulu söz ve davranışlardan tiksiniyorum... Toplum bunu kabullendi bir de... Nasiplileri hariç herkese normal de geliyor...
Özlüyorum... Hiç tatmadığım o zamanları, o insanları özlüyorum... Kaf Dağı'na dokunmak gibi hayal olsa da, bizden gittikçe uzaklaşan dedelerimin ellerine dokunmak, sonra da öpmek istiyorum...


omercetin@saatlimaarif.com
omer.cetin@tg.com.tr


 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı