Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Çağrı… -2-
18 Ağustos 2010 Çarşamba | 13:25

Bir ateşperest köşk misali evinde ziyafet verir bir akşam...
Çeşit çeşit yemekler, itibarlı misafirler, şaşaa, debdebe hakimdir geceye... Ateşperest misafirleriyle ilgilenirken bir şey çeker dikkatini... Komşusu olan bir müslüman kadın kapıda belirir, belirli aralıklarla... Yüzünde bir tuhaflık vardır ama çözemez bir türlü... Gecenin neşesi içinde zihnini bir yandan meşgul eder bu durum... E çağırılacak ya...
Kadının üçüncü gelişinde artık çözmeye karar verir bu durumu... Hemen komşusu olan o kadının evine gider... Evin arka cephesine süzülür... Ve pencereden
içeriye bakar... Dul kadın üç kız çocuğuyla konuşmaktadır... Kız çocukları ağlar, anne ise çökmüştür...
- Anne bir daha git ne olur…
- Yavrum üç kere gittim ateş isteme bahanesiyle ama vermiyorlar işte...
Ateşperestin dış dünyayla ilgisi kesilmiştir o anda... Olan biteni anlayamaz...
- Ama anne çok açım... Mis gibi yemek kokuları bak buraya kadar geliyor... Kaç gündür bir lokma yemedim...
- Ah benim nazlı yavrum... Ah yavrularım benim. Babanız hayatta olsaydı böyle mi olurdu... O ne yapar eder bir şeyler bulurdu... Yiyecek istemeye utanıyorum... Onlar da hiç verelim demediler...
…Der ve gözyaşları sel olur kadıncağızın... Ağlamaktadır... Dayanamaz masum yavrularının renkleri kaçmış yüzlerine bakmaya dafa fazla... Elleriyle kapatır yüzünü kadıncağız, sadece ağlayabilmek geliyordur elinden...
Olan biteni gören ve duyan ateşperest yerin dibine girdiğini hisseder... - Ben ziyafet verirken, yanı başımdaki bu çocuklar günlerdir açmış, der ve saray yavrusu evine doğru koşturmaya başlar...

İLİKLERİ TİTRETEN KÜÇÜK…

Gecenin, ziyafetin, üzerine titrediği, hatırları kırılmasın diye kılı kırk yardığı misafirlerinin hiçbir önemi kalmamıştır o anda... Eve varır varmaz telaşla mutfağa geçer ve hizmetçilerine mükellef sofralar hazırlatır... Ve vakit geçirmeden gönderir gül yüzlü yavrucaklara... Umutsuzluk içindeki dört insan çalan kapıda ellerinde sofralarla hizmetçileri görünce sevince gark olurlar...

Ateşperest ise duramaz yerinde... Az önce gördüğü hüznün yerini nasıl neşenin aldığını görmek için bastıramaz gitme isteğini... Koşturur kimseye belli etmeden yine o eve... Aynı pencereden içeriyi izler... Kadın ve çocukları neşe içinde ve maalesef günlerce aç kalmanın şiddetiyle hızlı hızla lokmaları yerken, ateşperest de farkında olmadan ağlamaya başlar...
- Bana yazıklar olsun... Bana yazıklar olsun, der kendi kendine...
Ayrılamaz yemek bitinceye kadar... Garipler doyduktan sonra, içlerindeki en küçük kız çocuğu açar minik ellerini... Diğerleri de eşlik ederler ona... İlik titretir ettiği dua: - Ya Rabbi... Bu ateşperest komşumuz bize nasıl bu nimetleri ikram ettiyse, sen de O'na Cennet nimetleri ikram eyle... Ya Rabbi, bu komşumuza iman nasip eyle...

Dizlerinin bağı çözülür ateşperestin... Kalbine hiç hissetmediği ılık ılık bir şeyler akar o anda... Bu samimiyet, bu içtenlik, bu yaştaki çocukların dinlerine bağlılığı ve kendisinin de sonsuzluğunu düşünmeleri yerlere bir eder dünyasını... Dudaklarından o anda Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü, güzel kelimesi dökülür hemencecik...

İKİ ÖMER'DEN BİRİYLE…

Allahü tealanın sevgilisi Muhammed aleyhisselamın süzme nur dudakları kıpırdar... Kalpleri mahzun; Sevgilisine yalvarır: - Ya Rabbi, bu dini, Ömer bin Hattab ile yahut Amr bin Hişam [Ebu Cehil] ile kuvvetlendir...
Ertesi gündür...
Hazret-i Hamza'nın 'radıyallahü anh' müslüman olmasıyla başta Ebu Cehil olmak üzere Kureyş müşrikleri adeta kudurur... Kâbe'nin yanında toplanırlar...
Dolduruş ustası Ebu Cehil salyasını saça saça ortalığı inletir... Açıkça belli etmez ama sözlerinin altında yatan sinsi niyet Ömer bin Hattab'ı galeyana getirmektir... Güya onunla ilgilenmez gibi açar ağzını... Yılan ıslığı gibi konuşur: - Muhammedi (aleyhisselam) öldürene yüz kızıl tüylü deve (ki devrin en kıymetli malıdır), çil çil altın ve gümüş, elbiselik kumaş ve misk vereceğim... Servete boğacağım o bahadırı...
Ömer dayanamaz... Fırlar ayağa... - Bu işin üstesinden ancak Ömer bin Hattab gelir, diye bağırır... Zaten Ebu Cehil de bunu beklemektedir... - Biz de senden bunu beklerdik ya Ömer... Bu işi ancak senin gibi bir yiğit halleder, der hinlik dolu bir sevinçle...
- Ama sen de sözünü unutma, der Ömer... Kılıcını kuşanır ve yola çıkar... Çağrıldığı yere gittiğinin değildir farkında...

SEVGİLİYİ ÖLDÜRMEYE GİDERKEN…

O yolda hışımla yürürken Allahü teala O'nu sıddıklar defterine yazacağına yemin eder ve hitap eder kuluna: - Sen sevgilimi öldürmek için kuşanıp, donandın... Ben de O'nun aşkını senin boynuna bir nur halesi gibi geçirdim... İzzet ve celalim hakkı için, nice şehirler senin kılıcınla İslama gelecek ve nice düşman memleketi korkunla titreyecektir...
Yolda müslüman olan ama bunu gizleyen Nuaym bin Abdullah hazretleri fark eder O'nu... Belli ki bu gadapla kötü şeyler olacaktır... Hemen sorar: - Böyle nereye gidersin ya Ömer...
Cevap, - Millet arasına ikilik sokan, kardeşi kardeşe düşman eden Muhammedi'i öldürmeye gidiyorum, olur...
Mübarek sahabi hemen dikkatini başka yöne çevirir O'nun... - Zor bir işe kalkışmışsın... O'na bir şey olursa Abdülmuttalip oğulları seni sağ bırakır mı sanıyorsun, deyince kan beynine sıçrar Ömer'in, - Yoksa sen de onlardan mı oldun, der ve yakasına yapışır... Hazreti Nuaym,
- Beni bırak... Kardeşin Fatıma ile zevci Said bin Zeyd de müslüman oldu, deyiverir ve şoke eder Ömer'i...
- Yalan söylüyorsan kelleni uçururum, diyerek kız kardeşinin evine yönelir Hattapoğlu... İşte yönü değişmiştir…
Kapıya gelir ve sertçe vurur...
Tâhâ suresi yeni inmiş ve iki aziz sahabi eş, Habbab bin Eret'i evlerine davet etmiş okuyorlar... Fatıma abisini kapıda, kılıçlı, hiddetli görünce hemen yazıyı saklayıp Habbab hazretlerini de perdenin arkasına gizlediler... Ancak Ömer dışarıdan okunanları işitmişti... Fatıma kapıyı açtı...
- Ne okuyordunuz...
- Bir şey yok abi...
- Demek duyduğum doğru imiş... Siz de O'nun sihrine aldanmışsınız, diye bir volkan gibi bağıran Ömer eniştesini yakasından tutup yere vurur... Kardeşi zevcini kurtarmak için araya gireyim derken abisinden şiddetli bir tokat yer... O da yerdedir... Annemizin yüzünden kan sızmaya başlar...

EN GÜZEL İSİMLER O'NUNDUR…

İşte o anda değişir her şey... Ne de olsa kardeşi ciğerparesidir Ömer'in... O'nu o halde görünce kalbine pişmanlık çöker, çok acır...
Yüce annemiz, yerden fırlar, iman kuvvetiyle haykırır... Öyle sözler eder ki dağ gibi Ömer'i sallayacaktır... - Ya Ömer... Niçin Allah'dan utanmaz, ayetler ve mûcizelerle ile gönderdiği Peygamberine inanmazsın... İşte ben ve zevcim müslüman olmakla şereflendik... Başımızı kessen, bundan dönmeyiz... Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü…
Ayakta duramaz bu iman karşısında yumuşacık olur dağ gibi insan... Yere çöker.. Hele şu okuduğunuzu getirin der...
Tâhâ sûresi olan sayfa getirilir... Okumaya başlar... Kalbine nur hüzmeleri süzülmeye başlamıştır...
"Göklerde ve yeryüzünde ve bunların arasında ve (yedi kat) toprağın altındaki şeyler hep O'nundur" (Tâhâ sûresi: 6)
Derin düşüncelere dalar ve sorar, - Ya Fatıma... Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin taptığınız Allah'ın mıdır?... Kardeşi, - Evet ya şüphe mi var, der...
- Ya Fatıma... Bizim bin beş yüz kadar altından, gümüşten, tunçtan, taşdan oymalı, süslü heykellerimiz var... Hiç birinin yeryüzünde bir şeyi yok diyen Ömer biraz daha okur...
"Allahü tealadan başka ibadet edilecek, tapılacak, hak bir ilah, bir mâbud yoktur. En güzel isimler O'nundur" (Tâhâ sûresi: 8)
Bu ilahi sözleri okuyunca hayranlık ve şaşkınlıkla, - Hakikaten ne kadar doğru, der...
Perde arkasındaki Habbab ortaya fırlar ve sevinçle, - Müjde ya Ömer... Resûlullah Allahü tealaya dua edip, "Ya Rabbi! Bu dini, Ebu Cehil ile yahud Ömer ile kuvvetlendir" buyurdu. İşte bu devlet, bu saadet sana nasip oldu, haberini verir...

BİR DAĞ DİZ ÇÖKÜYOR…

Artık duramaz yerinde Ömer... Hazret-i Ömer olmak üzere Alemlerin Efendisinin huzuruna koşar... O sırada Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), hazret-i Erkam'ın evinde eshabına sohbet ediyor ve kalpleri cilalayıp, sonsuz lezzet, zevk ve neşeyle dolduruyordu... Hazret-i Ömer'in geldiği görüldü. Kılıcı da yanında idi. Heybetli, kuvvetli olduğundan Eshab-ı kiram, Resulullahın etrafını sardı hemen... Hazret-i Hamza ise, "Ömer'den çekinecek ne var... İyilik ile geldi ise hoş geldi. Yoksa o kılıcını çekmeden başını uçururum" derken Resulullah, "Yol verin. İçeri gelsin" buyurdu...
Cebrail aleyhisselam, daha önce, hazret-i Ömer'in iman etmek için geldiğini haber vermişti... Resulullah efendimiz o eşsiz tebessümleriyle, "Bırakınız, yanından ayrılınız" buyurdu tedirgin talebelerine...
Ömer geldi, geldi, geldi, yaklaştı, yaklaştı... ve bir dağ diz çöktü; Kainatın varlık sebebinin huzur-u şeriflerinde... Çıt çıkmadı… Zaman buz tuttu sanki… Gözler heyecanlı ve meraklı… Ve o an geldi işte… Allahın Sevgilisi kolundan tuttu... O tiril tiril sözleriyle, "İmana gel ya Ömer!" buyurdu...
O da temiz kalple Kelime-i şehadeti söyledi... Eshab-ı kiram sevinçlerinden tekbir seslerini göğe yükseltti...

BİR AŞIK GENDž

Hebhab... Bir yahudinin oğludur... Babası tevratı eline sıkıştırır her vesileyle: - Oku...
Ancak delikanlının bir husus dikkatini çeker... Tevrattan bazı nüshaları babası güya gizlice evin mahzenindeki bir sandığın içine koymuş ve zincir, kilitle yine güya güvence altına almıştır. Hebhab'ın çok dikkatini ve merakını çeker bu durum... Babası ısrarla Tevrat oku derken, ondan bazı kağıtları niye saklamaktadır... Babasının eline geçmesin diye aldığı bu tedbir kelimenin tam anlamıyla ters teper... Eline sıkıştırılan nüshaları babasının zoruyla ve işkence görür gibi okuyan Hebhab, o sandıktaki nüshalarda ne yazdığını delicesine merak etmeye başlar... Bir kuvvet Onu sandığa doğru çağırmaktadır...
Bir gün fırsatını bulur... Babası evde yoktur ve yeterli bir süre de gelmeyecektir... Hebhab mahzene iner ve binbir zahmetle zincirleri kırarak tılsımlı sandığı açar... Kalbinin atışlarını kulaklarında duymaktadır... Nüshaları eline alır ve okumaya başlar Hebhab...
Okudukları karşısında buz tutar … Allahın Arap ırkından göndereceği son bir peygamber daha vardır. Adı Ahmet'tir… Güneyden çıkacaktır…

EY SEVGİLİM… NERDESİN… NERDESİN…

Zangır zangır titremeye başlar Hebhab… Bir anda tutuşur kalbi… Dilinden iradesi dışında hep aynı kelime dökülmeye başlar o andan itibaren: - Ya Habibi (Ey sevgilim…)
Babası döndüğünde sürekli sevgilim diyen, sevgilisini arayan oğlunu ve açılan sandığı görünce beyninden vurulmuşa döner… - Baba bana son bir peygamberin geleceğini niye söylemedin, sorusuna aldırmaz bile… Kıskançlık damarlarıyla O'na göre dinden çıkan ve Müslüman olan oğluna en kötü işkenceleri reva görür… Sahrada direklere zincirletir… Gece gündüz bağlı halde – Ya Habibi… Ya Habibi… der o zor şartlarda Hebhab… Öyle aşık olmuş, öyle yanmıştır ki aldırmaz aslında zincirlere, üzerine yağan yağmurlara… Bir gece bir anda zincirleri kağıt helva gibi çatır çatır dağılır… Yürümeye başlar… Allah bu kulunu öyle sevmektedir ki Cebrail aleyhisselamı gönderir… Hebhab yürümektedir ama nereye bilmez… Cebrail aleyhisselam yolu üzerindeki dağları önünden çeker… Yönünü Medine'ye çevirir… Hebhab şehrin kenar bir semtine çöker kalır sabahleyin… Ebu Hüreyre 'radıyallahü anh' bulur O'nu… Yüzüne su serper… - Evlat kimsin sen, der ama cevap şu olur: - Ya Habibi… (Sevgilim nerdesin, nerdesin…)
Öyle söyler ki Hebhab bu sözleri; ölümle yaşam arasında… Dayanamaz büyük sahabi, hayran kalır aşkına… Tutamaz kendimi sicim gibi gözyaşı döker ve en güzelini yapar… - Gel ey mübarek genç… Seni sevgiline götüreyim… Ve kavuşur sevgili sevgiliye…

omercetin@saatlimaarif.com
omer.cetin@tg.com.tr
 

 


 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı