Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Çağrı… (Çağrılanlar...)
02 Temmuz 2010 Cuma | 10:31

İbrahim bin Edhem 'rahmetullahi aleyh'… Belh sultanının oğlu... Sultan olmuş.. Sarayında eğlence tertip eder... Seçkin davetliler, muhafızlar, tutulan sihirbazlar, hokkabazlar gösteride... Gülüşmeler gafletle iç içe... Derken birden içeriye dağ gibi heybetli bir kişi girer... Sultanı korumakla vazifeli muhafızlar öyle korkar ki, donup kalırlar, yerlerinden kıpırdayamazlar... Bundan daha iri cüsseli kimseleri de görmüşlerdir ama... Bu gelende kalpleri titreten de neyin nesidir?...
Yürüye yürüye tahtına kadar pervasızca yaklaşan bu zatı gördüğünde sultan da muhafızlardan farklı duygular içinde değildir... Ama sultandır o... Bir şeyler söylemelidir.. Toparlar kendini ve ses tonuna gür bir ton vermeye çalışarak   Sen de kimsin… Sarayıma böyle nasıl girersin?, diyebilir...
Salonda çıt çıkmaz.. Sessizlik iliklere işler... O kişi kendisi gibi heybetli sesiyle şunları söyler... - Ben burayı han zannetmiştim..
Sultan şaşırır…
-   Be hey adam... Buranın hana benzer bir tarafı var mı?.. Burası benim sarayım… İşte misafirlerim.. İşte muhafızlarım... Ben de bir sultanım...
Gelen kimse şaşılacak bir sakinlikle sorar...
-   Senden önce burada kim vardı?
-  Babam Edhem!..
-   Nerede şimdi?
-  Öldü !..
-  Ondan önce kim vardı?
-  Dedem!..
-  Nerede şimdi?
-  O da öldü!..
-  Ondan önce kim vardı?
Sultan; kimi sorduysa öldü der... Heybetli zat akıllara durgunluk veren son sözünü söyler…
-  Demek bu saray dediğin yer dolup dolup boşalmış... Hanlar da böyle değil midir?
Ve döner arkasını, terk eder sarayı.
İbrahim bin Edhem cevap veremez onca davetlinin önünde…

DAMDA DEVE ARANIR MI…

"Bir gün de ben olmayacağım burada... Ya peki nerede olacağım?.. Toprakta... O halde oraya hazır mıyım? Bu gafletle nasıl olabilirim? Allahü tealanın huzuruna sultan kıyafetiyle çıkılmaz ki... Beyaz bir kefen akıbetim... Yanlış yaşıyorum..."
İşte bunlar bir tokmak gibi dövmeye başlar ruhunu...
O heybetli zatın, o sözleri içinde volkan gibi patlatmıştır bir şeyleri...

Sultanlık da olsa, sonlu bir hayat, sonlu eğlenceler yavan gelmeye başlamıştır O'na... "Bu bana ilahi bir ikaz.. Allahü teala beni kendi sevgisine davet ediyor.. Peki bu davete nasıl koşacağım şu halimle? Şimdi ne yapacağım?" diye yanıp kavrulmaya başlar gecelerce...
İşte o gecelerden birinde yatağında yatarken tavandan sesler gelmeye başlar... Seslenir   Hey kim var orada...
Çatıdaki de O'na seslenir...
-  Develerimi kaybettim onları arıyorum...
Sultan kızar ve şaşırır..
-  Be hey deli adam... Sarayın çatısında deve aranır mi hiç?..
Çatıdan gelen ses hayatını değiştirecektir...
-  Sen kuş tüyü yatağında Allah'ü tealanın rızasını arıyorsun... Hangimizinki delilik?..
Hızır aleyhisselamdır o saraya giren ve damda deve arayan....
Duramaz artık kuş tüyü yatağında, sarayında... Sabah olur olmaz, saltanatını, ailesini bırakıp çıkar yolculuğa... Allah sevgisine yolculuktur bu.... Çağrılmıştır zira...

***

Aradan yıllar geçer... Şefaatını talep edeceğimiz derecelere yükselir... Saraydan bir kafile eski yamalarla dolu hırkasına iğneyle bir yama daha ekleyen İbrahim bin Edhemi 'rahmetullahi teala aleyh' bir deniz kenarında görürler...
Yaşlanmış, saçı, sakalı ak-pak olsa da tanırlar... Haline acırlar... İçlerinden biri tutamaz kendini...
-  Ey İbrahim bin Edhem... Sultanlığı şu fakirlikle değiştin. Ne geçti eline?, der..
İğneyi denize atar mübarek ve seslenir,   Ey balıklar.. İğnemi getirin...
Suyun üzeri bir anda balık kaynar ... Sahile yanaşırlar... Bir balık ağzındaki iğneyi teslim eder Allah dostuna... İğneyi alır ve o kişiye gösterip,   Elime bu geçti, der...
Yani Allahın dostu oldum, demek ister...

BÖYLESİ BÜYÜK İŞTE BÖYLE VEFAT EDER…

Şimdi nice sultanların ismi unutuldu... Nesillerimizce bilinmiyorlar bile... Onun ismi ise gönüllerde yaşıyor 1300 senedir... Dünya sultanlığını bıraktı... Ahiret sultanı oldu....
Size vefatını nakledelim de biraz daha titresin içiniz ama hayranlıkla...
Yatsı namazını kılar... "Ya Rabbi bana müslüman olarak ölmeyi nasip et... Salihler zümresine kat", diye yalvarır... Sonra seccadesinin üzerinde tefekküre dalar... Derken karşısında temiz kıyafetli, heybetli bir genç belirir ki yüzü ay gibi parlamaktadır...
- Siz kimsiniz, diye sorar…
O kimse,   Ben melekül mevt'im (Azrail aleyhisselam) der...
Düşünceye dalar ve aklına şu müjde gelir: Azrail aleyhisselam salihlerin ruhunu genç bir kimse suretinde alır...
Çok sevinir çok...  Allahım sana sonsuz şükürler olsun, der...
Ölümü karşılayışa bakınız efendim... Ah... Biz nasıl karşılayacağız?..
O anda omuzlarındaki melekler ona görünmeye başlarlar... Ellerindeki defterleri, yaptığı iyi işleri O'na tebessüm ederek gösterirler... Bu esnada Cennet'teki yeri de gösterilir... Azrail aleyhisselam emrindeki binlerce melekle gelmiştir... Onlar da İbrahim bin Edhem hazretlerinin sevdiği kokulardan sürünmüşlerdir.. Kimi gül, kimi karanfil, kimi daha da güzel kokuların arasında ruhunu teslim alırlar...

***

Allahü teala kulunu kendi sevgisine iki şekilde çeker buyuruyor alimler.. Adaletiyle.. Veya ihsanıyla
Kulu O'nun sevgisine kavuşmayı, kavuşturacak olana kavuşmayı isterse; bunu nasip edeceğini Kur'an-ı kerîmde bildiriyor Rabbimiz...
O halde istemek lazım... O'nun sevgisine kavuşturacak vesileyi O'ndan istemeli o halde...
İhsanı ise, kulun böyle bir talebi olmadan kavuşması... Onu da O 'celle celalühü' bilir... Dilediğini, dilediği sebeple kendisine, sevgisine çeker...

KURU KAFA…

Balıkçının birinin ağına ağır bir şey takılır bir gün... - Büyükçe bir balık herhalde, diyerek çeker ağını kayığa... Bir de ne görsün... Bir kuru kafa... Zaten o gün balık da yoktur deryada... Canı sıkılmaktadır tek başına... O kuru kafayı kayıkta karşısına koyar ve onunla konuşmaya başlar...
- Kim bilir belki de sen zengin biriydin... Gördün mü şimdi bir kuru kafasın, der...
- Belki de insanları iki dudağının arasından çıkanla yöneten bir kraldın... Gördün mü şimdi kuru kafasın...
- Belki de yakışıklıydın... Ama bir kuru kafasın şimdi...
- Belki de zalim biriydin, belki de sıkıntılar içinde bir fakir... Ama şimdi sadece bir kuru kafasın...
Akşama kadar bu kuru kafayla konuşur durur can sıkıntısından... Aklına gelen bütün benzetmeleri yapar...
Ama farkında değildir çağrıldığının... Kendisini eğitmiştir...
Akşam evinde otururken bir anda bir düşünce kaplar O'nu...   Ben ömrüm boyunca balık mı tutacağım?.. Eğer böyle giderse BEN DE BİR KURU KAFA OLACAĞIM, der büyük bir üzüntüyle...
Ve kararını verir... Diyar diyar dolaşıp, ilim öğrenecektir İslam alimlerinden... Öyle kararlı ve isteklidir ki yıllarca sabırla nefsine karşı koyup ilim devşirir ilim dağlarından ve zamanının en büyük velisi olur... İbn i Semmak hazretleridir O şimdi 'kuddise sirrehül aziz'...
İnsanlığa Maruf i Kerhi hazretleri gibi bir zatı yetiştirip hediye eder... İbn i Semmak hazretleri, kuru kafa olacak olmanın dehşetini yaşamasaydı erişemeyecekti bu derecelere şüphesiz... Kuru kafa olacaktı nihayetinde... Şimdi toprağın bedenini çürütmediği alimler, evliyalar, büyükler mertebesine erişti...

Allahü teala bizlere de o talebi nasip etsin... Hakikati gören, gönül gözü versin... Yoksa insanı dünyaya bağlayan şu yığınla hercümerç içinde insanın kuru kafa olması çok kolay...

Mayınlarla dolu bir zamanda yaşıyoruz. İnsanın ahiretini mahvedecek o kadar çok sebep var ki günümüzde... Ama bu mayınlardan koruyup, kendisine ulaştıracak yolu isteyene, talep edene muhakkak nasip edeceğini de müjdeliyor Rabbimiz...

OĞLUMU MURADINA KAVUŞTUR…

2. bin yılın yenileyicisi İmam ı Rabbani 'kuddise sirrehül aziz' hazretlerinin hocası Muhammed Baki Billah 'kuddise sirrehül aziz' hazretleri de aşkla düşer yollara gençliğinde... Annesi de kıyamaz, bırakamaz oğlunu bir başına... O diyar senin, bu diyar benim dolaşırlar ana-oğul yıllarca... Hocasını aramaktadır... Ama kimdir o zat?.. Bilmez ki... Arar durur bulamaz, bulamadıkça yanar, geceleri içli içli gözyaşları akıtır, dua eder... Erir biter mübarek...

Artık öyle bir hale gelir ki bir gece vakti anacığı dışarı atar kendini... Yalvarır içli içli gözyaşlarıyla,   Allahım... Ya oğlumu aradığına kavuştur... Veya benim canımı al... Onu bu halde görmeye dayanamıyor, der...
O dua bulur hemen karşılığını… Muhammed Emkenegi 'kuddise sirrehül aziz' hazretleri rüyasına girer Muhammed Baki Billah hazretlerinin...   Evlat sen beni arıyorsun... Ben ise yolunu gözlüyorum, müjdesini verir...
Sevinç içinde uyanır... Ertesi gün dergahını öğrenir ve kavuşur sultanına... Onu görür görmez bir nur parlar kalbinde... Öyle yanmış, öyle aşık olmuştur ki hocasına üç gün sohbet ederler başbaşa... Bu üç günde Emkenegi hazretleri kalbindeki bütün dereceleri akıtır O'nun kalbine...

Öyle derecelere yükselir ki, İslam tarihinin 2. bin yılının yenileyicisi olan, İmam ı Rabbani 'kuddise sirrehül aziz' hazretleri gibi bir büyüğe hocalık yapar...

İliklerimi titretiyor O'nun muhabbeti... Keşke görebilseydim... Ah inşaallah ahirette yanlarında olalım... Bereketlenmek için yazalım birkaç hususiyetlerini...

O kadar mütevazidirler ki... Adını duyan kişiler yollara düşerler O'na talebe olmak için... Hatta çoğunluğu dünya gözüyle hiç görüşmemişken, önce onu rüyada görerek gelirler... Rüyasında nurlu kişiler O'nu gösterip,   Bu Muhammed Baki Billah hazretleridir... Git O'na tabi ol derler...
O kişi gelir bakar ki, evet rüyasında gördüğü zat karşısında...   Efendim talebeniz olmak istiyorum, der hemencecik... Ama o mübarek layık görmez ki kendini hocalığa...   Kardeşim yanlış görmüşsünüz... Ben o kişi değilim diye reddeder... Bu konuda o kadar ikna edici konuşur ki, o gelen kişi,   Galiba ben yanıldım, der geri döner... Dönüş yolunda konakladığı yerde uyurken tekrar rüyasına aynı kişiler girer ve   Niye tabi olmadın derler. O tevazusundan öyle söylüyor... Çabuk git O'na tabi ol...
Ancak ikinci, üçüncü talepte kabul eder mübarek...

EMSALSİZ TEVAZU…

Sarhoş bir komşusu vardır... Dergahın önünden geçerken özellikle nara atar... Muhammed Baki Billah hazretlerinin talebeleri de kızar bu kişiye...   Madem bu günahı işliyor, bari nara atıp hocamızı rahatsız etmese, diye...
Duyulmaz olur sesi birkaç gün... Sorar mübarek,   Bizim sarhoş komşumuzun sesi çıkmıyor, nerelerde? diye... Talebeleri şikayet ettiklerini ve hapise attırdıklarını söyler... Güya hocalarına hizmet etmişlerdir…
Mübareğin yüzünün rengi değişir... Çok çok üzülürler...   Ah kardeşim... Siz kendinizi mübarek sanıyorsunuz o sebeple de komşumuzun yaptıkları size dokundu... BİZ İSE KENDİMİZİ ONDAN FARKLI GÖRMÜYORUZ, derler...
Hangi yürek titremez şu emsalsiz tevazu karşısında...

Ve bizzat hapishaneye giderler... Karakol amiri ayakta karşılar... Şefaat edip, o sarhoşun kendisine bağışlanmasını isterler... Derhal kabul edilir ve serbest bırakılır...
Şimdi o sarhoşa yaklaşımına bakınız mübareğin...
- Kardeşim bizden size fenalık erişti... Hakkınızı helal ediniz... Benim haberim yoktu... Birkaç gün de burada kalıp, işinizden, gücünüzden olmuşsunuz... Lütfen şu altınları kabul buyurunuz, ailenizin geçimine sarfedersiniz...

Adam bu güneş gibi şefkat, bu kibarlık, bu nur akan yüz karşısında yerin dibine girer... O güzel yüzü ilk defa görür sanki... Kalbine ılık ılık bir şeyler akar... Dayanamaz artık... Ağlamaya başlar... Ellerine kapanır... Talebesi olur... Çok geçmeden O'nun kalbinden aldığı feyzlerle velilik mertebesine erişir...

Yürüyen leşlerden mi olacağız, yoksa Rabbimizin sevgisine mi yürüyeceğiz... Kim neyi talep ederse...

omercetin@saatlimaarif.com
omer.cetin@tg.com.tr

 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı