Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
30 Nisan 2010 Cuma | 15:05

Lüks ve süslü bir mekanda diploma töreni. Mezun olan talebeler çeşit çeşit duygular içinde.
Okulu dereceyle bitirenler ve ailelerinde bir başka mutluluk. Gözler üzerlerinde… Herkesin yüzünde bir gülücük ama o da okulu bitirme derecelerine göre... Okulu yüksek notlarla bitirenler daha bir mutlu. Orta derecede olanlar daha az… Güç bela bitirenler, bitirdiklerine şükür halinde.

Kalabalık… Hınca hınç kalabalık. Bu mekana sadece okulunu bitirenler girebiliyor. Görevlilerce ikram ve hayranlık bakışları üzerlerinde… Rektör, dekan, öğretim görevlileri yerlerini alıyor ve takdim konuşması başlıyor… Kalpler hızlı hızlı çarpıyor… Cilt cilt, beyaz, neon ışıklarında parlayan diplomalar masanın üzerinde düzenli bir şekilde istif edilmiş… Okulun rektöründen, öğretmenine herkes yan yana dizilmiş. Onların da yüzünde tatlı, takdir eden bir tebessüm… Öğrencilerini süzüyorlar…
Bütünlemeye kalanlar da orada ama mahzun… Akıbetlerini merak halinde… İçlerinde burukluk… - Onların ailesi yanlarında ve sevinç içinde. Ben annemi, babamı buraya getiremedim bile… O masanın üzerindeki diplomalardan biri de benim olsaydı, diye üzülüyorlar… - Şimdi aynı masayı paylaştığım arkadaşım alkışlar içinde diplomasını alırken diğerleri gibi, ben burada konu mankeni konumundayım. Beni kimse kürsüye çağırmayacak. Ne olurdu ben de onlar gibi dişimi sıkıp çalışsaydım… Şimdi benim de ismim okunsaydı… Diplomamı almak için kürsüye çağırılsaydım alkışlar, tezahüratlar içinde… Annem, babam ben kürsüye doğru diplomamı almaya giderken, mutluluk gözyaşları dökselerdi şu arkadaşlarımın anne-babası gibi…

MUTLULUK GÖZYAŞLARI

Pişmanlık, faydasız pişmanlık…
Derken okul üçüncüsü çağırılıyor önce… Salon inliyor. O üçüncü öğrencinin anne, babası, akrabaları herkesten önce ayağa fırlıyorlar. Avuçları acıyor alkışlamaktan… Ne annesi, ne babası hakim olamıyorlar gözyaşlarına. Kendileri okuyamadılar ama kendilerinden bir parça olan evlatları herkes tarafından taktir ediliyor… Diğer öğrencilerin anne ve babaları, bu üçüncü öğrencinin anne ve babasının etrafını sarıyor… - Tebrik ediyoruz… Ne başarılı bir evlat yetiştirmişsiniz kardeş… Sizler örnek insanlarsınız… Durumunuzun iyi olmadığını duymuştuk… Buna rağmen evladınız ilk üçe girdi, diye iltifat yağmuruna tutuluyor o anne ve baba… İşte o anda evlatlarını okumak için bütün yorgunluklarını unutuveriyorlar… Hayatlarının en mutlu günlerinden birini belki de en mutlusunu yaşıyorlar…

Sonra okul ikincisinin ismi anons ediliyor… Daha büyük bir alkış tufanı… Konfetiler havada uçuşuyor… O talebe de yüzünde mutluluk tebessümü kürsüye doğru yürüyor. Alkışlardan iltifatlardan başı dönüyor, koşmaya başlıyor kürsüye doğru… Rektör, dekan, öğretim görevlileri de gülüyorlar bu içten hareketlerine, anlayışla karşılıyorlar bu neşesini… - Hak etti, diyorlar içlerinden… Onun da diploması takdim ediliyor anne, babasının artık kendilerini unutturan sevinci arasında…

GIPTA EDİLECEK TALEBE…

Derken o an geliyor… Herkes de bu anı daha bir sabırsızlıkla bekliyordu zaten… O açık ara birinci bitirdi okulu… Ailesi oldukça fakirdi… Okul hayatında çalışkanlığıyla herkesin dikkatini çekmiş ancak güzel ahlakıyla da çok sevilmişti. Hem çok başarılı hem çok içten ve güzel ahlaklı olması onu okulun gözdesi yapmıştı… Bütün arkadaşları da onun başarısını bu sebeple kıskanmamış, maddi zorluklar yaşamasına rağmen elde ettiği birinciliğe hayranlık duyuyorlardı… Bu birinciliğe bütün zorluklarına rağmen ulaşma azmi, hedefe kilitlenmesindeki konsantrasyonu büyük bir takdir toplamıştı.

Ve ismi anons edilmeden önce mikrofonu rektör aldı… Rektör başka kimsenin anonsunda konuşmamıştı. Ama ona sadece diplomasını vermek tatmin etmedi kalbini. Bu asil talebe için bir şeyler söylemek zorunda hissetti kendisini…

Rektör kürsüye geldiğinde bir anda sessizlik oldu lüks salonda… Herkes nefesini tutmuş, öğrenim hayatları boyunca sesini bile duymadıkları, kendisini ara sıra gördükleri rektörü bir bilim insanını dinlemek için pür dikkat olmuşlardı… O anda başka hiçbir şey öğrencilerin, talebelerin bu sessizliğini sağlayamazdı… Bu dikkatlerini de…

Rektör söze başladı: - Ben bir okul birincisi için, ona özel ilk defa konuşacağım. Bu bir mecburiyet oldu… O bilmiyor, O'nu notlarının yüksekliğini fark ettiğim ilk sınıfından beri takip ettiğimi… İmtihan kağıtlarındaki emsalsiz bilgileri görünce birer kopyasını alıp sakladığımı…
Okul birincisi çocuk hayretler içindedir bu anda…
Devam eder rektör… - O bilmiyor ve şimdi öğreniyor 'İleriki sınıflarda bu çizgisini bozmasa diye' kendi kendime iç geçirdiğimi. Yaşadığı sıkıntılara rağmen sabret derdim ben ona kalbimden… Sonunda büyük bir gurur bekliyor seni… Bozma sakın kendini, asaletini çocuk derdim… Şimdi böyle bir talebeyi birincilik kürsüsünde görüyoruz. Biliyor musunuz dün gece evimde bu yavrumuzun birinci olduğunu görünce gözyaşı döktüm ben de… Hayranlık duydum O'na… (Rektörden böyle sözler duyan davetliler de hiç hissetmedikleri duygulara gark olurlar…) O'nu gözlerinden öpmek ve diplomasını bizzat vermek üzere kürsüye davet ediyorum…

O anda salonda öyle bir dalgalanma oldu ki… Zaten durumu bilen arkadaşları, okul birincisinin fakir anne, babası, yakınları hıçkırıklar içinde kürsüye uğurladılar bu talebeyi… O ise başı önde, yüzünde tatlı bir tebessüm ve kızarıklık, sağa sola teşekkür ederek, emsalsiz bir tevazu ve sevimlilikle, asilce yürüdü oraya… Alkışlayanların elleri acısa da fark etmediler bu durumu… İkinci ve üçüncü öğrencilerin ailesi de, onun o zarafeti, tevazusu karşısında 'keşke onun yerinde benim çocuğum olsaydı' demediler, diyemediler… Bu kadar temiz yüzlü, bu kadar olgun edalı, bu kadar asil tavırlı gencin ismini duyarlardı da, abartılıyor diye düşünürlerdi… Oysa şimdi o genç, üstelik onlarla hiç konuşmadan, sadece elde ettiği derece ve o derecenin karşısındaki emsalsiz samimiyetiyle gönülleri fethediyordu o birkaç dakika içinde…

Kürsüye çıktı… Rektör yüzündeki tebessüm, bakışlarındaki şefkat ve takdir hisleriyle karşıladı onu… Yanındakiler diplomasını rektöre vermesi için uzattılar… Gencin aldığı not bütün zamanların en yüksek notuydu… Rektör 'tebrik ediyorum' diyerek verdi diplomasını gencin…

ÇÖPLÜKTEKİ KÖPEKLER…

Şimdi bir kameranın geri geri gidişi gibi ayrılalım bu mekandan… Kürsüden gittikçe çekiliyoruz kapıya doğru… Konfetiler, birbiriyle konuşan öğrenciler, veliler giriyor kameramızın açısına… Gittikçe uzaklaşıyoruz bu lüks salondan… Kapıya gelince hizmetliler… Dış kapıdayız… Karanlık olmuş… Yıldızlar yanmış… Sokağa doğru geldik… Bir çöplük… Burada birkaç köpek çöpü eşeliyor iştahla…

Şimdi dikkat ediniz efendim… Bu köpeklerin az önceki salonda yaşanan ödül töreninden ne haberi olabilir?.. Orada yaşananları ne bilecekler?.. Hissedilen başarı, onur, okulu bitirme sevinci, sevinç gözyaşlarını nasıl idrak edecekler?.. Bu köpeklerin tek bildiği bir kemik bulmak, bulamazsa bulana hırlayıp ağzından almaya çalışmak…

***

Mahşer meydanı… İnsanlar izdiham içinde… Muhyiddin-i Arabi (kuddise sirrehül aziz) hazretleri Adem 'aleyhisselam'dan kıyametteki son insana kadar gelmiş ve gelecek insanların sayısını bir formülle bulmuş… Katrilyonlarca… Sayısını okumak bile zor… Bu kadar insan mahşer meydanında… Güneş bir mızrak mesafeye gelecek…

Ve orada da bu mezuniyet töreninde dağıtılan diplomalar gibi Cennet davetiyeleri dağıtılacak... Adem aleyhisselamdan itibaren bütün müminler, dünyanın sıkıntısına, yalancı gösterişine aldanmayıp mezuniyet gününe hazırlanan bu mübarek, nasipli insanlar o tören salonuna kabul buyurulacak.

İnsanlar izdihamdayken bu dünyada zulümlere sabır edenler, elleri titrese de 'Rabbim sen varsın ya, sen benden razı mısın' diyenler, ibadetlerini yapan kul hakkına dikkat eden akıllı kullar; o gün, işte o gün meleklerce kürsülere, Cennet'e çağırılacaklar…

Dünya okulunu birincilikle bitiren, herkes tarafından gıpta edilen ümmet ise, Alemlerin Rabbinin Sevgilisi Muhammed aleyhisselamın ümmeti olacak… Âl-i Imrân sûresinin, (Siz ümmetlerin, din sâhiblerinin en hayrlısı, en iyisisiniz!) meâlindeki yüzonuncu âyeti bunlara müjdedir.

Sevgili, Şanlı ve Şerefli Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, (Kıyâmetde, herkes susduğu zemân, ben söyliyeceğim. Kimsenin kımıldıyamadığı vaktde, onlara şefâ'at ediciyim. Kimsede ümmîd kalmadığı bir zemânda, onlara müjde vericiyim. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir) buyuruyorlar… Mahşer meydanında 'Ümmeti, ümmeti' diye ümmetlerini arayacaklarını, Cennet'e sevk edeceklerini müjdeliyorlar…

İşte o gün, Allah'ın son ve en üstün Peygamberini, Peygamberlerin 'aleyhimüsselam' bile, 'Ya Rabbi. Bizi Onun ümmetinden eyle' diye dua ettikleri Muhammed aleyhisselamı beğenmeyip, yazılarıyla, sözleriyle, karikatürleriyle incitenler, Onu beğenmeyip hakaret edenler; o tören salonunun dışındaki köpeklerden âdi olacaklar… Onları o gün göreceğiz…

O köpekler; o salonda olup biteni nasıl anlayamazsa, bu dünyada Muhammed aleyhisselamın aşkıyla, sevdasıyla, hasretiyle kalpleri yanan biz ümmetini de, Ona düşmanlık edenler anlayamazlar. Tevbe sûresinin, (Vahşî, kalbleri katı câhiller, sana inanmaz. Dahâ çok münâfıkdırlar) meâlindeki doksansekizinci âyeti bunları göstermektedir.

O halde; 'Ümmetimin azabı dünyada verilir' hadis-i şerifiyle müjdelenen ve bu sebeple ahırete tertemiz gitmeleri, günahlarının bu dünyada dökülmesi için çok sıkıntılar içinde bulunan, dokunulsa ağlayacak haldeki mümin kardeşlerime sesleneyim ki; sabır ediniz… Mezuniyet törenine az kaldı…

omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı