Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Huzur (Bunalımların sebebi)
26 Mart 2010 Cuma | 15:04

Allahü teala bedeni topraktan yarattı... Onun gıdası topraktan gelir... Kalbi ise alem-i emr denilen mücerred alemden yarattı... Onun gıdası maneviyattan, dinden gelir...
Topraktan yetişenleri tüketiyoruz... Bunlardan beslenen bazı mahluklar da gıda kaynağı... İnsan topraktan gelen gıdayı almazsa önce zafiyet geçirir. Güçten düşüp, hasta olur. Daha fazla almazsa da, ölür..

Kalp de manevi gıdasını almaz ise önce zafiyet geçirir... İşte buna bunalım deniyor... Durduk yerde insanın içinden patlama hissi, taşkınlık cüreti, çıkışsızlık yılgınlığı, çöküntüsü bunun için geliyor...

BİLİNMEYEN YOLLARIN KILAVUZU

Bir şirket bir ürün ürettiği zaman içine bir kullanma kılavuzu koyar. Bu şu demektir: - Bunu ben imal ettim... Nasıl... kullanılacağını da (doğal olarak) ben bilirim... Şu tuşa basarsan çalışır, şu tuşa basarsan yanar, paralar da boşa akar... Bu şirketin kullanma kılavuzuna kim karşı çıkabilir? Kim, - Bunun içine niye böyle bir kitap koydunuz, ben kendim bu ürünü çözerim, senden daha iyi bu ürünü bilirim, diyebilir ki...

İşte yüce Allah da bu kainatı ve öte alemi yarattı... Bu iki dünyada da nasıl mutlu olacağımızın yolunu öğreten bir kitap (Kurân-ı kerîm) ve onu izah etmek üzere Muhammed aleyhisselamı gönderdi. İki dünyada da nasıl mutlu olacağımızı elbette Rabbimiz, yaratıcımız bilir, başka kim bilecek... Buna sırtını çeviren, - Ben bunun yolunu bulurum, bilirim diyenlerin yaptığı zulümlerle dolu şu yaşlı insanlık tarihi...

O halde son dinin Peygamberinin gösterdiği yol biricik huzur ve mutluluk yoludur. İnsanın içinde kopan fırtınalar Pasifik Okyanusunda kopası değil... İç dünyanın huzur iklimine kavuşması, dev bunalım dalgalarının yerini asude, süt liman bir deryaya bırakması İslamiyete uymakla mümkün...

Mevlana Celaleddin-i Rumi (kuddise sirrehül aziz) hazretlerinin asırlardır ateşten sıcak, baldan tatlı sözleri hüküm sürüyorsa... Yunus Emre'nin (kuddise sirrehül aziz) emsalsiz incileri, yüzyıllardır girdiği kulaklardan kalplere ılık ılık huzur akıtıyorsa, Muhammed aleyhisselamın ve Onun yolundaki din büyüklerinin peşi sıra gittikleri için... Onları o hâle getiren nur, feyz deryasından Rabbim birkaç damla da bizlere versin...

İnsanlığın şu zaman diliminde ufuklarını sarmış olan kara bulutlar ancak o güneşlere kalbimizi açmamızla dağıtılabilir. Heyhat... Bu bulutları kendi menfaatleri için daha karartmaya çalışanlar, yüce İslam güneşinin önünün daha da kapanması için çılgınca uğraşanlar var...

Bilmiyorlar ki, üç-beş günlük dünya menfaati için Allahü tealanın bu rahmetinden kullarını mahrum ediyorlar... Nesilleri mutluluk suları diye dipsiz girdaplara sürüklüyorlar...

AYRILIK HASRETİ...

Bir gün Muhammed aleyhisselam evlerine teşrif ederler. Pabuçlarının kayışını çözerlerken alınlarından akan ter damlalarından saçılan nurlar, mübarek eşleri Aişe (radıyallahü anha) annemizi mest eder. Hayranlıkla onları izlerler... Efendimiz, - Ya Aişe sana ne oldu, diye sorarlar... Aişe annemiz, - Ya Resulallah. Ne güzelsiniz... Mübarek cemalinizden saçılan nurların güzelliği beni mest etti, derler... Alemlerin Efendisi işte o anda, o güzeller güzeli gözlerinden yaş akıtırlar... Ağlıyorlar işte yine... Çoğu zamanda olduğu gibi ağlıyorlar... Aişe annemiz üzüldüklerini görünce, telaşlanır.... - Anam, babam size feda olsun... Niye ağlıyorsunuz, diye sorarlar... Cevap yürekleri eritir...- Mahşer günü yüzümü göremeyecek olan ümmetimi düşünürüm. Onlar için ağlıyorum...

Ah Cehennem azabı zaten dayanılası değil... Bir de Allahın Sevgilisi Muhammed aleyhisselamdan ayrılmak... Bu nasıl bir acıdır... Allah göstermesin... Şu dünya hayatının büyüsüne aldanmayıp, sıkıntılarına sabredip, o güzeller güzelinin peşinden Cennete gidenlere arkalarından içli içli bakmak da var işin içinde...

Çok şükür müjdeler de var merhamet deryasından... Bir gün bir Eshab-ı kiram, Sevgili ve Şanlı Peygamberimizin yanında bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Ama nasıl... İç çeke çeke... Sanki babası bir daha geri dönmeyecek küçük bir çocuk ızdırabıyla...

Efendimiz, - Niye ağlıyorsun diye sormuşlar şefkatle...
Şu aşk dolu sözlere bakınız... - Ya Resulallah... Cennetin üçte ikisi sizin ümmetinize verilecek. Ümmetiniz orada çok kalabalık olacak. Bu dünyada ben yanınıza gelebiliyorum. Bu güzel cemalinizi görüyorum. Tatlı sesinizi işitiyorum. Orada kalabalıktan, izdihamdan yanınıza yaklaşamam ki, sizden ayrı kalırım... Size hasret kalırım... İşte o hasret şimdiden benim iliklerimi yakıyor...
Efendimiz tebessüm buyururlar ve şu müjdeyi verirler: - Kişi sevdiği ile beraberdir. Orada da yanımda olacaksın...

Muhammed aleyhisselamın gösterdiği güzel ahlaka kavuşanlar, ibadetleri yapanlar kavuştukları kalp lezzetini, böyle olmayanlara anlatamazlar. Tatlıyı bir tarif etmek var, bir de yemek var...

Rabbim bu bulunmaz lezzeti tadanlar hürmetine, Ona isyan etmenin moda olduğu şu asırda bizlere de lütfetsin...

SALTANAT SAHİPLERİ (!)

Huzur; kalp ve ruhla tadılası mutluluk. O halde ruhu ve kalbi yaratan bilir ve bildirir bunun yolunu... Nice zenginler bir dakikalık doya doya huzura muhtac iken, nice fakirler o sıkıntıların içinde bulmuştur onu... Mesele bakışta düğümleniyor...
İşte şu kapkaranlık asrın, dev gibi fitne, sıkıntı dalgaları içinde, Allah ve Peygamberinin sevdasıyla yol alan bizler; kavuşma gününün tesellisiyle yaşarız... Bunu kalbinde hisseden gül yüzlü müslümanların nasıl bu kadar çileler içinde dayanıklı olduğunu, böyle olmayanlar çözemez... Nasıl çözsünler ki, bu öyle bir kalbin hissedebileceği sonsuza endeksli lezzettir, onlar hissedemez, anlayamaz, idrak edemez bunu...
O halde ötelere kavuşana kadar sabır edeceğiz... Bir büyük alim ne güzel buyurmuş, her şeyi özetliyor aslında: - Kafirlerin saltanatı gözlerini kapayana kadardır. Müslümanın saltanatı ise gözlerini kapadığında başlar...
Ayrılığın hiç olmadığı yerde, o güzeller güzeli Şanlı ve Şerefli Peygamberimizin 'aleyhisselam' yanında olmayı; O'nun o tatlı ellerini öpmeyi, Rabbim hepimize nasip etsin... Bu duaya amin diyenleri de kıyamette acıyarak, ikramlarıyla karşılasın...

omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı