Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
05 Şubat 2010 Cuma | 20:54

Şarta bağlı olarak Evliyâya adak yapmak da, kendini, günâhı çok, düâ etmeğe
yüzü yok bilerek, mübârek birini vesîle edip, Allahü teâlâya yalvarmak demekdir.

Meselâ (Hastam iyi olursa veyâ şu isim hâsıl olursa, sevâbı (Seyyidet Nefîse) hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasîn okumak veyâ bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabûl olduğu çok tecribe edilmişdir.
TAM İLMİHÂL SE'ÂDET-İ EBEDİYYE S. 479

*****************************************************************************************

Arkadaşım: - Ömer abi çok sıkıntılıyım.
- Hayırdır abisi…
- İş yerini satmam lazım… Mal sahibi de sıkıştırıyor. Değerini de bulamadım… Dua et… (Arkadaşım bunları anlatırken atomlarından fışkıran sıkıntısını görüyordum sanki)
- Adak yaptın mı…
- Yapmadım…
- Adak yap… Bu sıkıntıdan kurtulursam sevabını Seyyidet Nefise annemize hediye etmek üzere diye bir şey ada…
- Ne adayayım abi
- Sen bilirsin. Yasin-i şerif olur… Hayvan kesmek olur. Durumuna göre…
- Yanınızda yapayım. Bu dükkanı satarsam bir hayvan keseceğim...
- Hadi hayırlı olsun…
Sonuç: Bir hafta sürmedi. O sıkıntı fışkıran atomlarından bu sefer rahatlık fışkırıyordu...
- Abi sattım… Adak işini nasıl halledeyim?..
- İhlas Vakfı'nda çalışan arkadaşımı çağırdım. Yarın bu abiyle buluşun…
Bu arkadaşım on beş gün sonra güldürdü beni... Yanıma geldi. - Abi adak işini hallettim. Şimdi yeni iş kuracağım. Yer arıyorum. Yeni adağımı da yaptım…
Çok geçmedi gönlüne göre bir yer buldu. Mal sahibine çek teklif etmiş. Bir aylık vadeli. Adam kabul etmemiş. Yarın bir daha görüşürüz diye ayrılmışlar. O gece oldukça üzüntülü ve sıkıntılıymış. Bu üzüntünün üzerine bir şeyin daha farkına varıyor arkadaşım. Çek bir ay değil meğer üç ay vadeliymiş. Kendi kendine, 'Bir aylık çeki kabul etmedi. Üç aylığı nasıl kabul edecek' diye düşünmüş ama hayırlısı demiş. Ertesi gün adam üç aylık çeki kabul ediyor (!) dükkanı tutuyor… Yakında açılış var…

***

Başka bir sevdiğim dostum…
- Ömer abi bu gece biraz vaktiniz var mı…
- Tabi ki…
- İstişare etmemiz lazım gelen bir konu var…
- Peki…
Çok belliydi sıkıntısı… Buluştuk… Bir akrabasından sıkıntılı ama nasıl… Yaptığı iyilik ters dönmüş. Akrabası anlayamıyor, sıkıntı oluyor. Konuşmalarımız sonunda yapılabilecek çok fazla bir şey yok. Neredeyse seçeneksiz bir sıkıntı. Kilit durumdayız ama istişare mutlaka bereketli olur.
- Abisi benim aklıma da bir şey gelmiyor. Sen hemen bir adak yap, sevabı Seyyidet Nefise annemize olmak üzere...
Ayrıldık o akşam… Onu sıkıntılı göndermek burktu beni… Yapılacak bir şey yoktu…
Bu kadar mı çabuk olur… Ertesi gün aradı.
- Ömer abi… Akrabam bugün geldi. Olacak şey değil... Özür diledi. Haksız olduğunu söyledi. Her şey sütliman…
Gözlerim bir müslümanın daha rahatlamasıyla doldu, belli etmedim…

ON DAKİKADA DEĞİŞTİ HER ŞEY…

Fuarcılıkla uğraşan bir arkadaşımla çay içmek için gittiğimiz yerde karşılaştık. Başı önde…
İşler nasıl, diye sordum…
- Abi şükür diyelim…
- Sıkıntı var mı?..
- Abi koşturuyoruz ama istediğimiz seviyede değil. Ödemeler de var. Tam işi bağlayacağız bir şey oluyor gerçekleşmiyor…
İçim burkuluyor. Anladığım bir konu da değil ki… O'na da aynı tavsiyede bulundum… Çok ilgi gösterdi. Bir umut kapısı. - Tamam abi dedi, hemen yapıyorum adağı.
15 gün sonra aynı yerde tesadüfen karşılaştık. Ben oturuyordum. O da uzaktan beni gördü…
- Ömer abiii… Yağdı, yağdı… Hemen adağımı yerine getiriyorum…

***

Rekor bir doktor arkadaşımda…
MSN'de yazışıyorduk o akşam. Başka mesleklere meraklı. Doktorluğa ara vermiş. Ancak uğraştığı meslekte işler iyi giderken bir anda her şey tersine dönmüş.
- Abi dua et, sıkıntı var...
- Hayatım hemen bir adak yap… Sevabı Seyyidet Nefise annemize olmak üzere…
- Peki… Ne adayım?
- Sen bilirsin…
Adadı… Efendim bu diyaloğun üzerinden 10 dakika geçti, geçmedi… Bana yazdıklarına bakın…
- Ömer abi şimdi bir email düştü. ….hastanesinden teklif geldi. Uçak biletimi yollamışlar. Görüşmeye bekliyorlar…
Gitti, anlaştı ve başladı. Ortalık süt liman. Şükür Ya Rabbi… Bir müslümanın daha yüzünde çiçekler açtı. Bize onu uğurlarken, hasret düştü… Şimdi birbirimizi çok özlüyoruz ama bu dünya ayrılık yeri… Ne yapacaksın…
Efendim bunlar sadece birkaç misal. Bu 2009 yılında ben sayısını unuttum böyle konuşmaların ve kavuşmaların…

KARTAL BOHÇAYI KAPIP KAÇTI…

Dul bir kadıncağız ve iki kız çocuğu hayat mücadelesi verir… Kadıncağızın tek sermayesi bir bohça çoraptır ki, onu haftada bir pazarda satar 8 akçe kazanır. 4 akçesiyle iplik alır, çorap örer bir hafta boyunca. Kalan 4 akçesiyle kıt kanaat geçindirir yavrularını…
İşte o gün başının üzerine koyar çorap dolu bohçasını ve pazarın yolunu tutar. Derken bir kartal gelip kapıverir bohçayı ve gözden kaybolur. Kadıncağız feryatlar içindedir. Komşuları başına toplanırlar.
Hem ağlar hem, - Tek sermayem gitti. Ben şimdi çocuklarıma nasıl bakacağım, diye dert yanar tanıdıklarına…
- Sen Seyyidet Nefîse annemize git, tavsiyesinde bulunurlar… Kadın annemizin huzuruna koşar ve başından geçeni gözyaşlarıyla anlatır… Peygamber torunu mübarek annemiz, - Üzülme komşu. Var evine git. İki gün sonra bize uğra, derler…
Kadın hemen bir ihsana kavuşmayı beklerken iki gün daha nasıl idare edeceğinin hüznüyle döner evine. Teselli eyler yavrularını. İki günü zor bekler ve koşturur annemize tekrar…
- Otur komşu bekle biraz, der annemiz… Bir müddet sonra kapı çalınır… Bir denizci vardır eşikte, elinde de bir kadife kese… - Seyyidet Nefise annemizle görüşmek isterim, der… Kabul görür ve başı önde huzura girer.
- Sizi dinliyorum, buyurur annemiz ve denizci anlatmaya başlar…
- Efendim biz denizciyiz. Fırtınaya tutulduk. Gemide de bir gedik açıldı. Ne yaptıysak kapatamadık. Gemi su doldu. Artık batmayı bekliyorduk ki son çare bir adak yaptık. Hep birlikte karar verdik ve dua ettik.
- Ya Rabbi… Eğer bizi şu sıkıntıdan kurtarırsan Seyyidet Nefise annemize bin altın vermeyi adak ettik diye… Çok geçmedi ki gökyüzünde bir kartal belirdi, pençelerinde bir bohça vardı. O bohçayı gemiye attı. Bohça tam o deliğe düştü ve kapattı. Biz de suyu boşaltıp kurtulduk… İşte efendim… Bu bin altın, der ve keseyi annemize teslim eder…
Elini bile sürmez Seyyidet Nefise hazretleri… Döner o dertli kadına…   
- Komşu al şu keseyi var evine… Sevindir çocuklarını…
Kadıncağız beyninden vurulmuşa döner. Ellerine kapanır büyük veliyyenin, ağlar, ağlar, ağlar…
Ey annem… Bizim kalbimiz de zamanın zulmetiyle, günahlarıyla göz göz delindi… O kartalı oraya himmetinle gönderen sen; mübarek kalbinden bizim kalbimize de nurlar, feyzler gönder ne olur… Nice dertli müslümanlar, şu zamanın sıkıntılarıyla boğuşurlar, imanlarını korumaya çalışırlar. Biliriz ki zaman ve mekan senin için engel değil… Allahü tealaya o cennet bahçesi kabrinden Ümmet-i Muhammed için yalvarırken, şu yalan dünyaya aldanmamız için de dua buyur lütfen…

ABDEST SUYUYLA GELEN HİDAYET

Nefîse hazretlerinin hristiyan bir komşusu, bunun da kötürüm bir kız çocuğu vardır. Kadın pazara gidecektir ama kızını bırakacak kimsesi yoktur. İçi elvermez bir türlü yalnız bırakmaya ama ne yapsam diye düşünür. Nefise annemiz gelir aklına. Kızını atar sırtına ve götürür büyük veliyyenin kapısına. - Komşu, kızım burada bir müddet dursa... Kabul eder Nefise annemiz. Kadın işine gider...
Çocuk görür görmez aşık olur Seyyidet Nefise'ye... Kalbinde ılık ılık bir şeyler dolaşmaya başlar. Ancak ayakları tutmaz ki koşup atılsın kucağına. Hem müslümanlar kötülenmiştir ona yıllarca. Ama bu yüzündeki nur, renk... Şaşkına döner, kendinden geçer adeta.
Derken Seyyidet Nefise annemiz nefis bir abdest almaya başlarlar. O abdest alışındaki teslimiyet, aşk, mest eder yavrucağı. Akan su da kıvrıla kıvrıla yanına kadar gelmiştir… Annemize utanır söyleyemez, - Size bir kerecik olsun dokunabilir miyim demeye... - Bari O'na dokunan suya dokunayım der ve o suyu alıp yüzüne, gözüne, ayaklarına sürmeye başlar...
Büyük bir kerametle ayaklarına can akar çocuğun. Bir anda ayağa fırlayıverir. Seyyidet Nefise annemiz onu ayakta görünce şaşırmazlar. Belli ki zaten haber almıştır ötelerden. Ancak annesi geldiğinde bir feryat kaplar ortalığı... Kadın hem ağlar hem bir türlü çare bulamadığı kızına, - Nasıl olur, nasıl olur diye diye sarılır...
- Anneciğim ben bu komşumuz hanıma hayran oldum. Onun abdest aldığı sudan ayaklarıma sürdüm, şifa buldum...
Kadın o güne kadar gördüğü ama göremediği Seyyidet Nefise annemize gözlerinden perde kalkmış olarak bakar. Ve bakar bakmaz, görür görmez kelime-i şehadeti haykırır kızıyla birlikte. Annemize sarılırlar sonrasında. Annemiz de tutamaz gözyaşlarını...

MAHZUNUM… MAHZUNUM…

Bir kaç sene önce Seyyid Nevzad Işık amcamızı kaybettik. Seyyid Abdülhakim-i Arvâsi 'kuddise sirrehül aziz' hazretlerinin çok sevgili yeğeni Faruk beyin oğlu idi. Çocukken Ankara'da evin balkonundan beton zemine düşüyor ve aklî melekelerini kaybediyor. Babası Faruk amca doktor doktor dolaşıyor ama çare yok: - Ömür boyu böyle kalacak, hükmünü basıyorlar...
Faruk amca İstanbul'a, Efendi Hazretlerinin kapısına geliyor ve durumu anlatıyor. Efendi hazretleri çocuğu evlerinde 40 gün yatırıyorlar. Bu 40 gün boyunca o ötelere bakan gözleri çocuğa nazar ediyor. O nurlu dudaklardan iki kelime dökülüyor içli içli: - MAHZUNUM… MAHZUNUM…

40 gün sonra büyük kerametleriyle Nevzad hiçbir zaman olmadığı kadar maddi ve manevi bir sıhhate kavuşuyor. Hukuk Fakültesini bitiriyor. Uzun yıllar DSİ'de avukatlık yapıyor…
(Nevzad amcayla ben de bir müddet birlikte çalışmakla şereflendim efendim. O yazı okurdu ben aslından takip ederdim. Yaşlı haline rağmen Ona yetişmekte zorlanırdım…)
İşte Nevzad amca anlatmışlardı… - Ben küçükken Efendi Hazretlerine sormuştum çok iyi hatırlıyorum. 'Efendim adak yaparken, niye doğruca Peygamber Efendimizin ruhuna hediye etmek üzere (sallallahü aleyhi ve selem) yapmıyoruz da; Seyyidet Nefise annemize yapıyoruz' diye… Efendi Baba öyle bir cevap verdiler ki, çocukluk dünyama nakşoldu…
- Yavrum sen bir dilekçe verecek olsan, doğruca Reis-i Cumhur'a mı verirsin yoksa yardımcılarına mı?...
 
***
 
Not: Efendim bu adağı yapıp sıkıntısından kurtulanlar veya isteği gerçekleşenlerin gönderecekleri mutluluk emailleri (tabi ki bir de duaları) bu fakiri sevindirecektir… Nimete kavuşana afiyet olsun…
omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı