Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
15 Aralık 2009 Salı | 17:30

Cebrail aleyhisselam, Alemlerin Efendisi’ni (sallallahü aleyhi ve sellem) Mi’rac gecesi Sidretül Münteha’ya kadar götürür. Allahın Sevgilisi, büyük meleğin daha fazla ilerlemediğini görünce sorarlar, - Beni yalnız mı, bırakıyorsun Ya Cebrail…
- Ya Resulallah… Bir adım daha atarsam yanar kül olurum, der Cibril-i Emin …
- Buradan ileri nasıl gidilir diye sorarlar…
Cevaba bakınız: - Aşkla…

Bütün peygamberler Allahü tealaya aşık; Allahü teala ise Muhammed aleyhisselama… Rabbimiz Sevgilisinin izinden gidenlere de aşık... Mahbubiyyet makamı…

HIZIR ALEYHİSSELAM DA BİLMEZ ONLARI…

Hızır aleyhisselam bir mescide girer. Uyuklamak üzere olan birini dürter, - Kalk uyuma, abdestin bozulacak, der… Adam yarı uykulu umursamaz. Tekrar dürter, yine umursamaz. Bir daha ikaz etmeye kalkınca, Hazret-i Hızır’ı kolundan yakalar o zat: - Şimdi senin Hızır olduğunu herkese söyleyeceğim, der.
Hızır aleyhisselam şaşırır ve ismini sorar. Sonra da elini koynuna atıp bir defter çıkarır. O defterde evliyaların ismi vardır. Arar durur ama bu zatın ismini bulamaz. Sonra, - Ya Rabbi… Bu kulun bir evliya ki benim Hızır olduğumu bildi. Ama bu defterde ismi yok, diye niyazda bulunur.
Hitab-ı İlahi gelir; - O listede bana aşık olanların ismi var. Sen benim aşık olduklarımı nasıl bileceksin…

Allahü tealanın aşık oldukları onlar… Habibine benzedikçe seviyor Rabbimiz kulunu. Kulu bu dereceye geldiğinde Allahü teala Cebrail aleyhisselama, - Ben bu kulumu sevdim. Sen de sev. Ve bu kulumun sevgisini diğer kullarımın kalbine koy, buyururmuş… Onlar görüldüğü zaman kalpler (nasipsizler hariç) hemen onlara meyledermiş.

GÖRECEK GÖZ LAZIM

Ama görme meselesi.
Hindistan Sultanı Mahmut Gaznevi, Delhi’de, orduları ile giderken, bacası tüten bir kulübe görür, içeriye girer, bakar ki Ebul Hasen Harkani hazretleri ‘kuddise sirrehül aziz’… Kitapları ve talebeleri ile ilgilenir, Sultana ilgi göstermez. Sultan ise, bu duruma çok öfkelenir; fakat belli etmeden der ki:
- Hoca
- Ne var?
- Hocan Bayezid-i Bistami nasıl birisi idi?

Ebul Hasen Harkani hazretleri, hocasının adını duyunca der ki:
- Hocam öyle bir zat idi ki, Müslüman olmayan bir kimse yüzüne baksa, iman ile şereflenirdi.

- Bu ne biçim söz? Peygamber efendimizi Ebu Cehil ve diğer müşrikler gördü, imana gelmedi, senin hocan Peygamberimizden daha mı büyük ki yüzüne bakan imana geliyor?
Ebul Hasen Harkani hazretleri şu cevabı verir:
- Ebu Cehil ve diğer müşrikler, Peygamberimizi göremediler. Abdul Muttalibin yetimini gördüler, Peygamber olarak göremediler. Hocam Bayezid-i Bistami hazretlerinin yüzüne, bir ateist veya Yahudi bu Bayezid-i Bistami hazretleridir diye baksa iman ile şereflenirdi.

Sultanın hoşuna gider ve memnun olarak ayrılır. Ebul Hasen Harkani hazretleri Sultanı dışarıya kadar uğurlar. Sultan şaşırıp der ki:
- Seni anlayamadım, geldiğimde yüzüme bile bakmadın; şimdi ise dışarıya kadar uğurluyorsun. Sebebi ne ki?
- Gelirken kibirle içeri girdin, giderken tevazu ile gidiyorsun, şimdi güzelleştin.

ÖYLE BİR YANDI, ÖYLE BİR TESLİM OLDU Kİ…

Abdullah-ı Ensari ‘kuddise sirrehül aziz’ hazretleri nasıl ölçülendirmiş bu gerçeği: - Ya Rabbi... Dostlarını nasıl yaptın ki; onları tanıyan sana kavuşuyor. Sana kavuşamayacaklar, onları tanıyamıyor...

Onları tanıyamamak, isimlerini bilmemek, onları görmemek değildir buyuruluyor. Aksine onları bilip düşmanlık etmektir. Rabbimiz isteyene o aşık olduğu kullarının yolunu tanıtacağına söz veriyor yüce kitabında… Yeter ki istesin kulu. Ellerini açıp içli içli dua etsin… Allaha teala mutlaka verir…

İşte böyle bir genç, bir büyük zatın şöhretini işitmiş. Onlar şöhretten kaçarlar ama Allahü teala da sevdiklerinin ismini ve sevgisini yayar. Bu büyük zat, hiçbir talebesine icazet (diploma) vermemesi ile bilinirmiş… O genç, aşık ve şaşkın bir halde yollara düşmüş. Binecek hayvanı bile olmayan bir aşık. Ama ne gam… O zatı görür gibi, gözlerinden yaş döke döke aylarca yürümüş ve o zatın memleketine varmış nihayet… Sora sora evini bulmuş. Kalbi göğsünden çıkacak gibi ata, ata kapıyı çalmış, cesaretini toplayıp… O Allah dostu, tam kapıyı açacakmış ki…
Aksırmış genç… - Eyvah demiş, içinden. Daha ilk karşılaşmamızdı…  Elhamdülillah, demiş aksırınca… O zat o anda kapıyı açmış ki, elinde rulo şeklinde bir kağıt. – Yerhamükallah (Allahü teala senden razı olsun), evladım. Al icazetini. Git iklimleri irşad eyle…
Genç bakar ki, kağıtta kendisinin ve babasının ismi, yaşadığı memlekete kadar yazıyor…

Talebeleri şaşkın… - Hocam kırk yıllık talebelerinize icazet vermediniz, bir defa gördüğünüz bir gence niye, diye sormuşlar… Cevap muhteşemdir: - O genç bize öyle bir aşkla, öyle bir teslimiyetle geldi ki…

İMAN KİMDE VARSA GÜZEL ODUR…

Evet, insanın atomlarını ancak aşk bir başka çalıştırıyor. Mevlana Celaleddin-i Rûmi hazretlerinin buyurdukları gibi: - Aşkı Resûlullah aşkı, sevdası ehl-i sünnet sevdası olmayanın kalbinde, aaaaaaaahhh bir siyah yalandır yaşamak…

Güzel olan imandır. Allahü teala güzel olarak imanı yaratmıştır. İman kimde varsa o güzeldir, kıymetlidir. İman yoksa, o ne olursa olsun, kıymetsizdir, felakettedir. İnsanın güzelliği göz, kaş güzelliği değildir. İnsanın gerçek güzelliği iman güzelliğidir. Kimde iman kuvvetliyse, o hepsinden güzeldir. Alimler, evliyalar güzeldir. Eshab-ı kiram 'aleyhimürrıdvan' çok güzeldir... Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) en güzeldir. Çünki iman nuruyla, nur olmuştur.

AYNADAN AYNAYA, KALPTEN KALBE…

O büyükleri tanımakla şereflenenler de kısa sürede Allahü tealanın razı olmadığı yanlışlardan sıyrılıp, Rabbimizin o dostlarına benzemeye başlarlar. Necip Fazıl Kısakürek’in, Esseyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerini tanımasıyla yaşadığı değişim gibi…
Seyyid Abdülhakim-i Arvasi 'kuddise sirrehül aziz' hazretlerinin mübarek kalbi şeriflerine Muhammed 'aleyhisselamın' nuru hocaları vasıtasıyla ulaşmıştı. Mensubu bulunduğu Silsile-i Aliyye 'kaddesallahü teala esrarehümül aziz' büyükleri Alemlerin Efendisi'ne kadar ulaşıyordu. Hocaları silsilesi Kainatın Efendisi'ne kadar ulaşan bir zatı tanımak bulunmaz bir nimettir...
Güneşin karşısına bir ayna koyarsak güneş bu aynada görünür. O aynanın karşısına ikinci bir ayna koyarsak güneş bu aynada da görünür. İşte müteselsilen o feyz Efendi Baba'ya kadar hocaları vasıtasıyla ulaşmıştı. O kalbe giren, o feyzlere kavuşan da bu sebeple ani olarak değişiyordu. Necip Fazıl'da olduğu gibi... Hasılı hocasının kalbindeki Alemlerin Fahri'nin 'aleyhisselam' feyzlerine sevgisi, itaati sebebiyle hemen kavuştu ve değişti. Nefsi sindirmek, hizaya getirmek sözle olmaz. İşte bu feyzle olur. Onun ilacı budur...
Alimler baklavayı tarif ederler, Ulema-i Rasihin denilen bu büyükler ise yedirirler...
Efendisi; Necip Fazıl ilk ziyaretine geldiğinde - Siz hiç tasavvufla uğraştınız mı, diye sormuş... Üstad, - Nakşibendi yoluyla ilgili birkaç kitap okumuştum, demiş... Abdülhakim efendinin cevabına bakınız, - Bu iş kitap okumakla olmaz. Çatal, kaşık yemeğin tadından ne anlar...
Onlar bulunmadığı zamanda talebelerinden, kitaplarından istifade edilir… Bu bulunmaz bir devlettir…
Bu büyüklere inanıp, kabul edenler; bu teslimiyetlerinin karşılığında aldıkları kalp lezzetini böyle olmayanlara anlatamazlar... Nasip...

YOL KESİCİLER…

Tabi o Allah dostlarının aşıklarını, onlara olan hürmetlerini kullanmak isteyen de çıkmış tarih boyunca. Yol kesici olmuşlar. Allah korusun… Bu sebeple ölçüleri bilmek lazım. Kim hakiki veli kim değil onun da ölçüleri var. Esseyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin en seçkin talebesi H.Hüseyin Hilmi Işık efendinin (rahmetullahi teala aleyh) Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye (bir eşi yazılmamış ve belki de yazılmayacak) kitabındaki şiiri buraya yazmak konuyu açıklar…

Üç nişan olur velîlerde, demiş, erbâb-ı dil,
biri ol ki, görenin gönlü ona mâil olur.
Onun ikinci nişânı, oldur ki, iyi bil,
her ne dese, dinleyenler, sözüne kâil olur.
Üçüncüsüne gelince, cümle a’zâsı anın,
şer’ ile âdâb ile, her zemân, âmil olur.


Söylediklerini kendi de yapar. Hatta çok yapar, az söyler. Sözü ciğerlere işler. Dinleyenin yönünü Cennet’e doğru çevirir. Ona şekil verir.

BÜYÜKLER YOLUNUN BEKÇİLERİ…

Bedreddin-i Serhendî, İmam-ı Rabbani ‘kaddesallahü teala esrarehümül aziz’ hazretlerinin halifelerinden… Anlatıyorlar ki yukarıdaki konuyu daha iyi açacak tatlı sözleri: - Ben talebeliğimin ilk zamanlarında fıkh öğrenmekten kaçınırdım. Tasavvufun halleri bana daha cazibeli gelirdi. Hocam halime merhamet etti. Bir gün elimden tutup bir kenara çekti ve buyurdu ki: - Evladım fıkh öğren. Cahil sofu şeytanın maskarası olur…

İkinci binin yenileyicisi, bir başka nur sözünde buyuruyor ki: - Haller, kerametler isteyenlerin olsun. Ben şimdi bir hususta daha, Muhammed aleyhisselama nasıl uyarım onun derdindeyim. Fıkh talebesiyle oturup fıkh okumak istiyorum. Kavuştuğum bütün derecelere Muhammed aleyhisselama uymak seadetiyle kavuştum.

İşte veliler böyle yükseldiler. Allahın Sevgilisine uyarak. Bu da O güzelin yaptıklarını yapmakla, bildirdiklerine uymakla (yani fıkh öğrenip, öğrendiklerini yaparak), O’nun sevdiklerini sevmekle, O’na düşman olanları sevmemekle olur… O’nun güzeller güzeli ahlakına yapışmakla olur. Mesela, Alemlerin Efendisi, şahsına yapılan hiçbir kötülük için intikam almamış, karşılık vermemişler. Buyrun hazineye…

Seadet topu ortaya kondu
Topu kapan yok erlere ne oldu

Muhammed aleyhisselam kimseden kendisine yaptığı kötülük için intikam almadı, karşılık vermedi, kızmadı… Biz ise gözümüzün üzerinde kaş var diyene çıkışır dururuz. Ömrümüz böyle geçer, elimize de bir şey geçmez. O’nun ahlakından uzaklaşırız… O’na benzeyemeyen, Allahü tealanın da himayesine kavuşamaz. Böylesinin başına gelmedik kalmaz.

PALYAÇONUN YAPTIĞI…

Veli bir zat gemiye biner. Gemide bir tane palyaço vardır. Gemi sahipleri o zamanlar böylelerini gemide yolcuları eğlendirsinler diye tutarlar… Ama yolculuk uzun, şaklaban yapa yapa numaralarını bitirir. Yolcuları güldürmek için bir çare arar. Kenarda kendi halinde, garip olduğu anlaşılan bu Allah dostunu fark eder. O zattan dinleyelim kalanını: - Beni sakalımdan tuttuğu gibi yerden yere vurmaya başladı. Yolcular gülmekten kırılıyordu. O ANLAR
HAYATIMIN EN TATLI ANLARIYDI…

Evet, nefsi sıfıra indi. Kalpten kibir tamamen gitti. Allahü tealanın küfürden sonra en sevmediği kötü ahlakı kalbinden çıkmıştı. Kibir kalpten çıkınca nurlar kalbe nisan yağmuru gibi yağar. İşte o yüzden hayatının en tatlı dakikalarıydı. Kendisi binlerce sene uğraşsa kavuşamayacağı mertebelere bir anda kavuşmuştu.

Rabbim, bu büyüklerin güzel ahlak deryasından birkaç damla da taliplerinin kalbine saçsın… Onun rıza ve sevgisine kavuşmak, bu ahlaka kavuşmakla oluyor çünki…


omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı