Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Büyücü...
29 Eylül 2009 Salı | 11:10

Kalbime ötelerden ilk rüzgarlar dedemin ölümüyle esti...
Ani bir felçle yatağa bağlanan dedem..
Köydeyiz...
Evin genişçe salonuna yatırılan, bana sağlığında şekerler getiren, 'torunuuuum' diye seven saçlarımı okşayan dedeciğim...
Ailenin ruhu...
Dayımlar, teyzemler, annem başında pervane...
Çocuğum...
Ya dedem ölürse...
Aşırı üzüntülerde sık sık bayılan annem...
O tertemiz dünyamda ilk sızım, sallanışım...
Azıcık bir iyileşme emaresi görsem ferahlıyorum...
Ama...
15 gün sonra kapının dışından içeriye süzülen minik bakışlarım, elinde mendiliyle, babasının yatağı yanında gözyaşlarını silen dayımı görünce ve feryatları işitince yaşardı birden... Evet dedeciğim öldü...
Feryatlar, feryatlar...

YA ANNEM DE ÖLÜRSE…

Tabut, büyük salonun içinde... İçinde dedem... Yüzü açık... Sedirde ağlayan anneannem... Ve annem... Yanında elinde kolonyayla bekleşen bir çocuk... Ben... 'Anne... Dedem gitti. Sen de gitme... Ben sensiz ne yaparım...'

Dedemin yüzü ne kadar ifadesiz, mimiksiz...Hani o sevecen gözler niye kapalı...
Hani o torunum derken, hafif şişen tatlı yanakları niye renksiz...

Ölümle ilk yüzleşmem.... İşte dedem... Derken İstanbul'dan gelen bir haber... En büyük amcam da aynı gün vefat etmiş...
Anneannem o acısıyla kızını, annemi düşünüyor. - Ona söylemeyin. İsmail'im de vefat etmiş...
Aman annem duyarsa bir şey olur korkum bir dağ gibi ciğerime oturuyor...

***

Dedemi defnederken hep ağladığımı hatırlıyorum... Bir de ben ağlarken, bana bakan hiç tanımadığım bir amcanın acıyan bakışlarını... Merhamet etti küçücük bir çocuğun o haline demek ki... Unutamayacağım o bakışlarını...

78 yılındaki bu acıdan sonra geçen 30 küsur senede az veya çok irtibatta olduklarımdan vefat edenleri saydım... 200'ün üzerinde insan ahirete gitti...
Hepsini güler, konuşur, yemek yer, yürür, otururken gördüm. Nereye gittiler ?

Büyü... Bir şeyi olduğundan farklı göstermek için başvurulun bir yol ki dinimizde asla yapılması, uğraşılması caiz değil...
Ancak bu dünya tam bir büyücü...
Yaşayanı kendine tutsak eden, ölüm gerçeğini unutturan bir büyücü bu dünya....

Sonsuzluğa hazırlanmaya fırsat vermeyen, 'Hep yaşayacaksın' hissi veren bir vefasız...

Bir islam alimi ne güzel söylemiş: Dünya bala, onu seven içine düşmüş sineğe benzer, diye... Sonuç mutlak felaket...

ZAMAN TÜNELİ…

Bir zaman tüneline girelim ve yüz yıl önceye, 1909 yılına gidelim... Zaman Osmanlı zamanı... Huzursuzluk, karışıklık, entrikalar diz boyu...
O zamanlarda bir mevki kapmak, daha çok para kazanmak ve daha çok şöhret salmak sevdasında olanlar şimdi neredeler?
Bu dünyadan nişan hedeflerine kavuşmak için ellerinden geleni ardına komayan, bu uğurda devleti batırmak pahasına yapmadıklarını bırakmayan; o bir dudağı yerde, bir dudağı gökte yanılgısına düşenler nerede... Onlar da gittiler... Toprak oldular... Üzerlerinden de yüz sene geçti...

O gün içleri kanayıp, yangını söndürmek için, İbrahim aleyhisselamın atıldığı ateşi söndürme yolunda ağzında su taşıyan karınca misali çırpınanlar da öldüler... Üzerlerinden 100 sene geçti.

***

Zaman tüneline bir daha girelim ve geleceğe gidelim... Sene 2109... Şu an tanıdığınız kim var ise... Çevrenizde, televizyonlarda, siyasette... Hiç biri olmayacak yer yüzünde... Sorarım dostlar, biz nerede olacağız? Şu anda sonsuzluğa hazırlanmamızı engelleyen hayallerimiz nerede olacak ?..

Dinimizde her biri emsalsiz olan ölçülerden biri de şu: Madem ki bir şey muhakkak olacaktır. O halde onu olmuş bilmek lazımdır...

ALKIŞLAR ARASINDA MEZARA…

İsmini vermeyeyim genç bir şarkıcı ve televizyon yıldızı vardı. Yirmili yaşlarda gelen şöhret... Neon ışıkları, aşığı olan bayanların çığlıkları arasında verdiği konserleri hatırlıyorum... Bu yakışıklı ve ünlü genç de ölümü hatırına getirmiyordu belki de... Ama bir trafik kazasıyla toprak oldu... Onun kabirdeki durumu aklıma gelir bazen... Onun aşkından çığlık atan hayranları kabrinde işine yaramıyor şimdi... Onun gömüldükten birkaç hafta sonraki halini görseler kaçışırlardı mezarından...
O giydiği cicili, bicili kıyafetler, takılar dünyada kaldı. Gözüne çektiği sürme kutusu da... Belki de ayakkabıları evinin önüne kondu, bir fakir alıp giysin diye... Birkaç metre bez ile göçtü, gitti dünyadan... Unutuldu bile şimdi.

***

Ah imtihan... Kim aldanacak, kim aldanmayacak... Sonucunda kim hazırlanacak, kim hazırlanmayacak gerçeğinden ibaret olan imtihan...

Aldanmamalı... Bu büyüye kapılmamalı... İyi arkadaş seçmeli. Bu mutlak gerçeğe bizi hazırlayacak olan kişi iyi bir arkadaştır ancak... Unutturacak arkadaştan aç bir aslandan kaçmaktan daha çok kaçmalı...

Öyle yaşamalı ki son günümüz, son anımız geldiğinde, Rabbimizin rızasını ve sonsuz güzellikleri kazanmış olarak emaneti teslim edelim. Biz ancak ölüm sonrası için yaratıldık. Lakin bir evden bir eve göçeriz... Bir gün ölüm meleğiyle mutlaka karşı karşıya geleceğiz...

BEN BURADAN AYRILMAM ARTIK…

Bir Himmet ağa varmış zamanında… Arkadaşlarıyla camide akşam namazını kıldıktan sonra köy odasına giderler, yatsı namazına kadar sohbet ederlermiş… Bir akşam vakti yine böyle sohbet halindeler iken içeriye öyle bir kimse girer ki, bir refleks halinde her biri korkudan, odanın camlarından kendilerini dışarı atarlar… İnsana da benziyor ama benzemiyor da… Korkudan üç gün boyunca odaya giremezler. Dışardan da bakarlar ki o kimse içeride oturuyor…

Sonunda Himmet ağa der ki: - Arkadaşlar bizim misafir severliğimize ne oldu yahu… Görünüşü korkutucu olabilir ama o da Allahın kulu… Üç gündür orada aç, susuz oturuyor. Gidelim halini soralım… Karnını doyuralım… Suyunu verelim sonra gidecek elbet…

- Haklısın Himmet ağa demiş arkadaşları… Düş önümüze…

Himmet ağa önde, arkadaşları arkada korka korka odanın kapısına yanaşırlar. Himmet ağa odaya girer, yanına yaklaşır o kimsenin… - Efendim… Kusurumuza bakmayın. Biz misafir seven insanlarız. Üç gündür hatırınızı sormadık. Arkadaşlarımla bir ihtiyacınız var mı diye sormaya geldik, derken arkasına döner ki bütün arkadaşları kaçmış. Ayıp olacak diye kendisi de kaçamaz. Himmet ağa korkudan ter döker… Bu haliyle der ki, - Buyurun efendim, bizim eve gidelim… Sizi misafir edeyim…

Heybetli kişi ilk defa konuşur: - Önce sen bana misafir gel…
- Olur efendim, der… Olmaz deme cesareti bulamaz nedense…
Bu zat önde Himmet ağa arkada köy odasından çıkıp yürümeye başlarlar. Bir yere inerler. O kimse kollarını kaldırır havada birleştirir gibi bir hareket yapar. Ortalık zifiri karanlık olur…
Himmet ağa, - Efendim çok karanlık oldu. Evinizde ışık yok mu der… - Var, der o kimse ve bu defa ellerini kıble tarafına uzatır bir yeri açıyormuş gibi yapar… Öyle güzel bir manzara görür ki Himmet ağa… - Efendim sizin ne güzel eviniz varmış. Ben böyle bir yer görmedim. Ben artık buradan ayrılmam, der…
- Himmet ağa zaten ayrılmayacaksın… Ben Azrail’im, burası da senin kabrin deyiverir büyük melek… Ve devam eder: Allahü teala bana emr etti ki: O benim sevgili kulumdur. Ruhunu aldığını hiç anlamasın…

HOCAMIN ANLATTIĞINDAN DAHA GÜZELMİŞ !..

Bir profesör doktordan dinlemiştim televizyonda…

- Benim kansere yakalanmış hanım bir hastam vardı. Hastalığı bütün vücudunu sarmıştı. Kadıncağıza belli etmek istemiyordum ama anladı…
Bana dedi ki; - Hocam belli etmiyorsunuz ama ben son günlerimi yaşadığımı biliyorum. Hayatım boyunca İslamiyet’e uyamadım. Şimdi sizden ricam bana İslamiyet’ten bilmem gerekenleri anlatın…
O böyle söyleyince ben de açık oldum. Kızım Allah’tan umut kesilmez. İslamiyet’in şartları şunlardır, imanın şartları şunlardır, diye dilim döndükçe bilinmesi şart olan bilgileri anlattım… Sonunda dedim di, - Hiç korkma. Azrail aleyhisselam müslümanlara en güzel surette gelir…
Sonra evime gittim… Gece 02.00 sularında evimin telefonu çaldı. Ben telefon acı acı nasıl çalarmış o zaman anladım. Hissettim… Telefonda hemşire hanım,
- Hocam hanım hastanız çok ağırlaştı, dedi… Hemen arabama atlayıp hastaneye gittim. Vardığımda vefat etmişti…
Ancak hemşire içli içli ağlıyordu. Daha önce de çok hastamız vefat etmişti ama bu hanımın vefatına öyle çok ağladı ki, sordum; - Niye bu kadar çok ağlıyorsun, diye… Hemşirenin anlattıkları beni de ağlattı…
- Hocam… O hanım vefat etmeden birkaç dakika önce kalktı, abdest aldı ve iki rekat namaz kıldı.
Kaldı ki kanser hastasının o son anlarında hücrelerine asit doluşur. Hareket etmek şöyle dursun gözlerini bile açamaz.
Devam etti hemşire hanım… - Uzun uzun gözyaşlarıyla dua etti… Sonra bana dönüp dedi ki, “ Hocama söyleyin. Azrail aleyhisselam onun anlattığından daha güzelmiş…”

***

Aşığı olduğu Muhammed aleyhisselamın ümmetine aşk derecesinde merhametli olan Rabbim… Bizlere de Azrail aleyhisselamı günü geldiğinde en güzel surette gönderirsin elbet…

omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı