Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Şefkat deryaları
08 Ağustos 2009 Cumartesi | 00:32

Allah dostları… Şefkat ummanları… Kendilerini sevmeyerek, Resuller Resulüne aşık olarak, O’nun ahlakına kavuşarak, kavuşmuşlar o sevgililiğe… Sen yeter ki kırılma ben kırılırım, sen yeter ki üzülme ben üzülürüm demişler bütün zerreleriyle… Kendilerini hiç düşünmemişler. Feda etmişler rahatlarını Allahın kulları için… Çektikleri çileleri sevgiliden bilmişler, sevgili gelmiş onlara yaşadıkları. Hatta kendilerine o eziyeti çektirenlerin de af olması için yakarmışlar… Öylesine şefkat var ki sinelerinde… Öylesine nurlarla dolmuş ki kalpleri, kıyamamışlar kimseye hatta karıncalara bile…

Necip Fazıl Kısakürek, bir gün yüksek ateş, sararmış bir benizle efendisi, kurtarıcısı Abdülhakim Arvasi ‘rahmetullahi aleyh’ hazretlerine gidiyor. Yan yana oturuyorlar gece vakti. Haliç’e bakıyorlar. Necip Fazıl bir anda kuş gibi hafiflediğini, ateşinin düştüğünü ve sıhhate kavuştuğunu görüyor. Ancaaaaak… Büyük Allah dostunun rengi sararıyor. O tatlılar tatlısı yüzünde hastalık belirtileri görülüyor. Efendisinin bir anda ateşi de yükseliyor. Talebesinin o elemi çekmesine gönülleri dayanamıyor ve Necip Fazıl’ın hastalığını o anda kendi üzerlerine alıyorlar… Ve diyorlar ki, - Sen bir daha hasta olma e mi…


MANSUR…TEPEDEN TIRNAĞA NUR


Hallac-ı Mansur, saçtan tırnağına nur… ‘kuddise sirruh’ Hallerine mağlup bir Allah dostu… Bu hallerine mağlup olmadan dolayı söylediği bir söz yüzünden idama mahkum olur. İdamından bir gece önce bir dostuna, - Yarın beni kesip, biçip, yakacaklar. Küllerimi Dicle’ye atacaklar. Nehir buna dayanamayacak taşacak. O anda şu hırkamı nehire at… Sular geri çekilir. İnsanlar bir zarar görmesin… Arkadaşı ciğeri parçalanarak üzerine alır vasiyeti…

Ertesi günü darağacına nurdan bir dağ bağlamışlardır sanki… Araya olmadık kişiler karışır ve bir anda galeyan başlar. Mübareğin kollarını keserler… O Allahın sevgisiyle, Muhammed aleyhisselamın aşkıyla, öteleri seyr eder halde duymaz bile bu eziyetleri… Kolları kesilirken gülen bir insan da gördü bu yeryüzü… O anda kollarıyla abdest alır gibi hareketler yapar… Kolunu kaldırınca kanının gökyüzünde ALLAH yazdığı görülür… Dilini keseceklerini anlayınca – Bir dua edeyim… Ondan sonra dilimi kesin, der… Müsaade edilir… O anda şu duayı ancak bir Allah dostu yapar… İki damla gözyaşınızı dökün şimdi:
- ALLAHIM BANA SENİN İÇİN BU İŞKENCELERİ YAPAN KULLARINI AFFET….

Çaresiz hırkasını göğsünde saklayan dostu, ağlamaktan başka bir şey yapamaz. Bu Cennet arkadaşının vasiyetini yapmak için kenarda bekler yüreği bin parça… Sonra aynen haber verdiği gibi olur her şey… O da hırkayı nehire atıp kurtarır kaçışan insanları…

Ey mübarek efendim… Bir mezarın bile yok… Ama kalbimizi senin sevginle örülmüş bir kabir olarak kabul buyur… Mahşer günü o güzel ellerini öpmek istediğimizde, bu şefkatle elbette kabul buyurursun umudunda şimdi seni sevenler…

***

DEMİR GİBİ İMAN, PAMUK GİBİ BİR KALP…


Büyük veli Bayezîd-i Bistâmi ‘kuddise sirrehül aziz’ hazretlerine zamanın kutbunun bir demirci olduğu ilham edilir. Yaşadığı yer bildirilir ve ziyarete gitmesi istenilir. Mübarek gider demircinin dükkanına… Kendini belli etmez ve biraz oturup istirahat etmek istediğini söyler. Maksadı demircide sıra dışı bir özellik görmektir. Nasıl yüksek derecelere kavuştuğunu anlatan bir özellik… Adam gelen giden müşterilerle ilgilenir… Büyük veli hiçbir farklı özellik göremez. Tam ayrılırken, teşekkür eder ve bir derdi olup olmadığını sorar… Demirci
- Benim öyle bir derdim var ki, sen çözemezsin der. Bayezıd hazretleri aradığı şeyi bulacağını hisseder ve sorar. - Söyle nedir derdin…
Demirci, - Bu kadar insan nasıl Cehennem’e girecek. O azaba nasıl dayanacaklar, der ve hüngür hüngür ağlamaya başlar. Büyük veli biraz daha açmak ister demircinin özelliğini…
- Allahü teala dinini bildirdi. Neye mükafat vereceğini, neye azap edeceğini de bildirdi. İnsanlar buna uymuyorsa cezayı kabul ediyorlar demektir. Bundan sana ne…

Demircinin ızdırabı artar bu sözler üzerine… Ve şu muazzam karşılığı verir: - Öyle demeyiniz efendim. Benim hamurumu şefkat suyuyla yoğurmuşlar. Ben bu dertten ancak bütün o insanların Cehennem’e girmemesi, onların yerine benim Cehennem’e atılmamla kurtulurum…

Bayezîd-i Bistâmi aradığını bulmuştur. Hayranlıkla bakar mübareğe… Kendini tanıtır. Demirci ellerine kapanır. Büyük veli bu hadise üzerine dostlarına şunu söyler… - Anladım ki kutupların Muhammed aleyhisselamın kalbine apayrı bir bağlılığı var… Bu zat derecesini bilmiyordu. Kendisine söyledim. Namazda okunacak sûrelerden fazla sûre de bilmiyordu. Öğrettim… Ama ben de Onun yanında 40 yılda kavuşamadığım derecelere kavuştum…  

ARŞ’TAN YAĞAN RAHMET

Hep böyle evliyalar… Çünki örnek aldıkları hocaları, hepsinin hocası Ebu Bekri Sıddık ve O’nun da biricik aşkı Muhammed aleyhisselam öyleydi…

Ebu Bekri Sıddık’ın kapısına bir gün bir fakir gelir. – Ya Ebu Bekr der, 12 bin akça borcum var. Başka çarem kalmadı kapına geldim…

Allah Sevgilisinin dostu elinde ne var ne yok dağıtmıştır o anda… Elinde bir şey olmadığını söyler içi acıyarak. Ama gelen diretir. – Ya Eba Bekr… Senin kapına gelen boş dönmez bilirim…

Sen yarın gel der. Hemen bir Yahudi’ye gider. Bu miktarı borç ister ve filan zaman veririm der. Yahudi, - Veremezsen ne olacak der… Cevaba bakınız: - Veremezsem beni kendine köle eder, satarsın… Ah…

O garibin işini görür Sıddık-ı Ekber… Borcu ödeme vakti gelir. Ama yok… Yola çıkar köle olmak için… Kızı Aişe annemize gider… - Ey kızım. Hakkını helal et. Baban bir Yahudi’ye köle olmaya gider…

Aişe annemiz beyninden vurulmuşa döner… Tiril tiril baba acısı hançer gibi saplanır yüreciğine… Baba, kız ağlaşırlar… Babası evden çıkıp gidiyor işte, hem yürüyor hem ağlıyor… Arkasından bakıyor öyle bir babanın. Allahü teala o dayanılmaz acıyla akan göz yaşından bir nurani mücevher yaratıyor ki bakmaktan gözler kamaşır … Öyle nur saçıyordur… Alır hemen babasının peşinden koşar.
– Al babam. Bunları pazarda sat, borcunu öde, der şükürler içinde…

Ebu Bekri Sıddık ‘radıyallahü anh’ pazara giderken, Yüce Allah Cebrail alehisselama emir verir: - Çabuk var. Cennet hazinemden yirmibin altın al. Bir nurdan tabak içine koyup Ebû Bekrin önüne var. O cevheri satın al. Bana getir. Arşıma o cevheri koyacağım ki, onun nuru arşımda ışık saçsın. Ve de mümin kullarımın kabri o cevher ile aydınlansın…

Şimdi müminlerin kabri o cevherin nuruyla nurlanıyor. Düşünmeli ki Eshab-ı kiram nasıl Allah sevgilileri…

Sıddık-ı Ekber evine döner ki, Yahudi kapıda, onun evde olduğunu zannederek bağırıyor… - Ya Eba Bekr… Ya borcunu öde, veya kölemsin…
Sıddık ardından – Aç elbisenin eteğini, diyor ve 20 bin altını boşaltıyor… Yahudi şaşkın.
- Burada bana borcundan fazla var diyor. Altınları incelerken bir yüzünde kelime-i tevhid, diğer yüzünde ihlas suresini görüp ve müslüman oluyor...


 ***

Daha ne yazayım… Ama daha yaz dediğinizi duyar gibiyim… O halde devam…
Seyyid Taha-i Hakkari ‘kuddise sirrehül aziz’… Silsile-i Aliyye büyüklerinin 32. halkası.
Bu hidayet güneşinin şöhretini duyan bir kimse ziyaretine gelip talebesi olmak istediğini söylüyor. (Bu menkıbeyi Habil amcalar anlatırlardı)… Seyyid Taha kendisine bir tesbih hediye ediyor ve, - Siz memleketinize dönün, buyuruyor…

ŞEYTANA SAVRULAN YUMRUK…

Adam evine döndüğünde başına gelmedik kalmıyor. Belalar üst üste… Tarlalarda ekinleri çürüyor, evinde yangın çıkıyor, çocukları vefat ediyor… Bütün bu olan bitenleri – Ne olduysa bu tesbihi aldıktan sonra oldu, diyerek olabilecek en kötü şekilde karşılıyor.

Hırsla yola çıkarak mübareğin dergahına varıyor. O güzeller güzeli, talebeleriyle sohbet ederken, hışımla içeri girip, - Al şu tesbihini. Başıma gelmedik kalmadı, diyerek mübareğin üzerine doğru atıyor. Talebeleri bu büyük edepsizlik karşısında mide krampları geçiriyorlar. Taha hazretleri ise sadece sükut ve anlamlı bir tebessümle karşılık veriyor…

Aradan yıllar geçiyor. Seyyid Taha ikindi namazını talebelerine kıldırmak için imamlık makamına geçiyor. Tam ellerini kulaklarına kaldırırken, yumruğunu boşluğa doğru savuruyor… Sonra namaza başlıyorlar. Talebeleri bir hikmeti olduğunda hem fikirler ama ne… Dayanamayıp soruyorlar büyük bir edeple… Merhamet deryası öyle bir cevap veriyor ki… - Hani yıllar önce bize bir kimse gelmişti. Talebemiz olmak istemişti. Biz de ona bir tesbih hediye edip memleketine göndermiştik. İşte o kimse vefat halinde idi. Şeytan buzlu bir suyla karşısına geçmiş ‘İslamiyet’ten çık, suyu sana vereyim’ diyordu… O yumrukla şeytanı kovduk. Elhamdülillah iman ile vefat etti…

Talebeleri şaşkın… - Efendim o kimse tesbihi yüzünüze fırlatmıştı. Zât-ı âlinize büyük edebsizlik yapmış ve sizi terk etmişti, diyorlar…
Şu şefkate bakınız… - Olsun… Bir kerecik de olsa bizi sevdi ya. O artık bizimdir…

***

Uhud… Öyle bir an ki, Eshab-ı kiram iki ateş arasında kalmış… Resulullah ‘sallallahü aleyhi ve sellem’ o anı, - Uhud’da öyle bir an oldu ki. Sağımda Cebrail, solumda Talha bin Ubeydullah’dan başka kimsenin bulunmadığını gördüm, diye tarif buyuruyorlar.

O KAN YERE DAMLASAYDI…

İşte o anda bir düşman uzaktan taş atıyor, Allahın Sevgilisinin temizler temizi yüzüne… Taş ribaiyye dişini şehit ediyor… İbni Kamia denen alçak da gelip kılıcıyla vuruyor Rabbimizin Habibinin pak yüzüne… Başlarındaki miğferin halkası mübarek yanağına batıyor… Darbenin etkisiyle yanları üzere bir çukura doğru düşüyorlar…

Allahü teala, Cebrail aleyhisselama, - Hemen yetiş… Habibimin kanı yere damlamasın, buyuruyor…

Yüce melek o anda 4. kat göktedir. Hemen yetişir. Kanadını Alemlerin Efendisinin yüzünün altına serer. Ve der ki, - Ya Resulallah. Bir damla kanın yere damlasaydı, kıyamete kadar yerde tek ot bitmezdi…

Eshab-ı kiramın aklı başından gidiyor Sevgili ve Şanlı Peygamberimizi böyle görünce… Hemen yanına yetişiyorlar… O tatlı yüzü kanlar içinde görünce ciğerleri yırtılıyor… - Ya Resulallah, size bunu yapanlara ne olur beddua edin, diye yalvarıyorlar…

Yüce Peygamber açıyor ellerini… - Ya Rabbi… Kavmimi affet, bilmiyorlar, duasında bulunuyorlar…

***

Ne mutlu o büyüklere sırılsıklam aşık olana… Çünki ‘Kişi sevdiği ile beraberdir…’

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı