Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
250 binlik gelinlik
01 Haziran 2009 Pazartesi | 11:13

Cebrail aleyhisselam, uğruna yaratıldığı Şanlı Peygamberin 'sallallahü aleyhi ve sellem' huzurunda... Zaman ve mekan O'nun muhabbetiyle tiril tiril titriyor… Kainatın incisinin süzme nur dudakları kıpırdıyor ; - Yâ kardeşim Cebrâîl. Dilerim ki, nikâhın nasıl yapıldığını aynen açıklayasın…

Nurlu kızları Fatıma 'radıyallahü anha' annemizin, Hazret-i Ali 'kerremallahü vecheh' ile nikahları göklerde kıyılmıştır… İşte onu öğrenmek istiyorlar… Büyük melek, emri alır almaz anlatmaya başlıyor…

ALLAHÜ TEALA KULUNA VEKİL…

- Yâ Resûlallah! Allahü teala emretti. Cennet kapıları açıldı. Cennet süslendi. Cehennem kapıları kapatıldı. Yedi kat gökde ve yerde ne kadar melek var ise Arşın gölgesinde, Tûbâ ağacı altında toplandı. Allah yine emretti… Melekler üzerine tatlı bir rüzgar esti ki, tarif edilemez. O tatlı rüzgar, Cennet ağaçlarının üzerine esti. Cennet ağaçlarının yapraklarının birbirine dokunması ile öyle hoş bir ses hasıl oldu ki, dinleyenlerin akılları başlarından gitti... Ondan sonra gönül kuşlarına emir verdi nağmeye başladılar. Allahü teala cemalini gösterdi. Buyurdu ki, - Ya Cebrâîl, sen aslanım Alinin  vekili  ol. Ben de Fatımanın  vekili  olayım. Ya meleklerim siz de şahid olunuz. Fatımayı helalliğe Aliye verdim. Yâ Cebrail, sen de vekaletin hasebiyle Ali için kabûl eyle. Orada nikah oldu.

Allahım… Bu nasıl bir sevgililik… Annemizin vekili bizzat Sensin… Arslanın Ali'nin vekili de büyük meleğin…
Biz onları ve onların sevdiği Eshab-ı kirâmın hepsini seviyoruz… Bizi onlara bağışla …

Kainatın varlık sebebi secdeye kapanıyorlar… Büyük melek emr-i ilahiyi iletiyor: - Sana da emr olundu ki, burada da Sahabe-i güzîni toplayıp, nikah yapasın.

ANNE ŞEFKATİ…

Nikah kıyılıyor… Sıra mehire gelmiş… Tüyleri diken diken edecek olaya sadece birkaç dakika var… Mehir olarak 400 akçe uygun görülüyor… Annemiz kabul etmiyor ve ağlıyor… Rabbimiz meleği ile haber gönderiyor, Fatıma 400 akçeye razı değil ise 4 bin akçe olsun… Annemiz yine gözyaşında, yine razı değil… Mehir 4 bin altına çıkıyor… Annemizin tavrı aynı… Allahü teala emir buyuruyor meleğine, - Habibim gitsin Fatıma'ya muradını sorsun, diye…

Allahın elçisi kızının yanına gidiyor ve mehir olarak isteğini soruyor… Peygamberler Sultanı'nın, temizler temizi kerimesinin şu isteğine bakınız…
- Babacığım… Benim mehrim de altınla olursa diğer hatunlardan ne farkım kalır… Sen ümmetinin günahkarlarına şefaat edip Cennet'e koyarsın. Muradım odur ki mahşer günü oldukda ben de onların hanımlarına şefaat edeyim… Benim mehrim de bu olsun… Başka bir şey istemem…

Annem benim… Acı bize mahşer günü acı… Şu içi dışı dünya olmuş biz sevenlerine acı ne olur…

Allahü teala kabul buyurur bu isteği… Yüce Peygamber müjde verir sevgili kızına… Devam eder annemiz… - Babacığım senin şefaatine Kur'an-ı Kerîm hüccet… Ya bana delil nedir?..

Cebrail aleyhisselam elinde bir beyaz ipekle gelir. İçinde bir kağıt… Şöyle yazmaktadır: - Yevm-i cezâda (kıyâmet gününde) mümin hatunların asilerine, kulum Fatımayı şefâatçı ettiğime bu hucceti yanında bulundursun… Bunun üzerine nikaha razı olurlar…


İLK GELENLE EVLEN…

Hifa hatun… Bir sahabi annemiz… Zaten iman güzelliğinin yanında emsalsiz de bir cemal  güzelliğine sahip… Çok da zengin… Talipleri arttıkça artıyor… Öyle ki civar ülkelerden elçiler kapısını aşındırıyor… Bunalan annemiz soluğu Sevgili Peygamberimizin 'aleyhisselam' yanında alıyor… Ne emr ederlerse ona göre hareket edeceklerini söylüyor… Şanlı Peygamber eshabı içinden de çok talep eden olduğu için hiç birinin üzülmesini istemiyor ve ekliyorlar… - Ya Hifa… Sabah mescide ilk gelen eshabımla evlen…

O sabah namazında öyle bir hikmet-i ilahi gerçekleşiyor ki… Eshab-ı kiramı bir uyku alıyor… Öyle ki mescide erken vakitte kimse gelemiyor.. Sadece Süheyb 'radıyallahü anh' hariç… Sahabe olma şeref ve güzelliği sonsuza ait ama Süheyb boyutlar aleminde fiziki yönden yakışıklı değil… Siyaha yakın, zayıf ve oldukça fakir… Her bakımdan mükemmel annemiz takdire tereddütsüz razı… Nikahları kıyılır. Süheyb'in düğün yemeği verecek parası bile yok… Annemiz karşılar… Peygamber aleyhisselam – Ya Süheyb… Hanımını al evine götür, buyurur… El cevap: - Ya Resulallah benim evim yok… Annemiz ona ev hediye eder…
Evlerine giderler… O gece Hifa hatun, - Ya Süheyb… Ben sana nimet oldum, sen ise bana imtihan… Gel sen şükür için, ben de mihnete sabır için bu geceyi ibadetle geçirelim, teklifinde bulunur. İbadet aşığı sahabi kabul eder… Sabaha kadar yeni çift namaz kılarlar… Sabah namazı için mescide giden Süheyb'i büyük bir müjde beklemektedir…

TERTEMİZ KAVUŞTULAR RABLERİNE…

Peygamberimiz, - Ya Süheyb…Allahü teala hanımınla senin bu geceki ibadetinden razı oldu… Bütün günahlarınızı affetti…

Yüce sahabi hemen secdeye vardı ve dua etti: - Ya Rabbi… Madem ki benim bütün günahlarımı affettin. Beni bir daha günaha bulaştırma… Şu an ruhumu kabz eyle…

Ne yeni evliymiş, ne böyle güzel bir hanıma sahip olmuş, ne gelecek beklentisiymiş… Tek dertleri Allah sevgisi ve korkusu…

Süheyb'in secdede kalması uzayınca Eshab-ı kiram kontrol ediyorlar… ve etmeleriyle birlikte gözyaşlarına boğuluyorlar… Evet, duası kabul olmuştur mübareğin…

Ağlaşan eshabını gören Şanlı Peygamber onlara – Size daha acaibini haber vereyim mi, der… - Hifa hatun da şu anda evinde vefat etti…

İkisinin kabrini yan yana kazarlar... İki mübareği cennete uğurlarlar…


O NASIL BİR RÜYAYDI ACABA?..

Şah Şuca-i Kirmani 'rahmetullahi aleyh'… Kirman padişahının oğlu… Günahlarla dolu bir hayat yaşarken bir gün öyle bir rüya görür ki… Terk eder geçmiş yaşantısını… Allah dostlarına bende olur ve Allah dostu olur… Ömrü boyunca yanında yastıkla dolaşır… Fırsat bulduğu ilk anda bir yere dayar o güzel başını ve uyur… Tek o güzel rüyayı bir daha görmek için… - O rüyanın bir kısmını görmek için, bütün dünya benim olsa ve isteseler verirdim, der… Rüyanın ne olduğuna dair kitaplarda bir kayıt yok… Ama böylesi bir rüyanın ötelere ait olduğu da aşikar…

Bu Allah dostunun çok saliha, çok mübarek ve çok güzel bir kızı vardır… Evlilik çağına geldiğinde hem takvası hem güzelliği ülke sınırları dışına taşar… Civar devlet başkanları develer dolusu hediyelerle elçiler gönderirler çocuklarına hanım yapmak için…

Şah Suca bakar olacak gibi değil, dolaşmaya başlar diyar diyar… Bir mescide girer… Bakar ki bir genç namaz kılıyor ama nasıl bir namaz kılma… Çok hoşuna gider… Nur yüzlü gence yanaşır ve sorar, - Evladım saliha ve dünya güzeli bir kızla evlenmek ister misin?.. Çekingen bir cevap: - Amca bana kim kız verir ki?.. Ben çok fakir biriyim…
- Ben kızımı sana veriyorum, der… Dünya malı ne ki…

SENİN RABBİNE GÜVENİN YOK…

Nikahlarını kıyar… - Al hanımını evine götür der… Ev dediğin kırık dökük kulübeden başka bir şey değildir… Yeni gelin masanın üzerinde bir kuru ekmek parçası görür ve yüzünün rengi değişir… - Bu ekmek parçası da ne?.. Genç,
- Senin nasibindir. Yarın yerim diye ayırmıştım. Al ye, der…

Kız döndüğü gibi sarayın yolunu tutar… Çocuk arkasından ah eder, - Ben bir sultan kızının benimle kalmayacağını bilirdim, der ister istemez…

Kız bunu duyunca geri döner… - Ben fakirliğin için mi babamın evine gidiyorum sanıyorsun… Sen yarına ekmek bırakmışsın… Senin Rabbimizin yarın da rızık vereceğine itimadın yok. Ben babama şaşıyorum… Beni zühd sahibi (dünyaya kıymet vermeyen) biriyle evlendireceğim der dururdu. Bu evde ya bu ekmek kalır ben giderim, ya bu ekmek gider ben kalırım, der…

Genç ekmeği bir fakire verir… Kız beyinin yanına döner. Uzun yıllar mutlu bir hayat yaşarlar…

ESKİMO TROPİKAL İKLİMLERİ NE BİLSİN…

Günümüze gelelim…
Evlilikler hangi ölçüye göre şekillenir oldu baksanıza… Çocuğun evi varmış, çok zenginmiş… Şu kadar altın…şunlar şunlar mutlaka olacak ha… Olmazsa olmaz bu iş, sözleri ayyuka çıktı… Daha söz yüzüğünde karşılanamayan maliyetlerden ayrılıklar olmaya başladı… Olan ve sarf etmek isteyen için sözümüz yok ama böylesi bir gelinliğin faturası 250 bin… Olmayan sevemeyecek mi yani…

Çılgınlık bu… İnsan şahsı için sever ve hayatını birleştirir bir kişiyle… Malı mülkü için değil…

Yukarıdaki üç muhteşem misal için – Bunlar Kaf Dağı'nın ardında kaldı diyenlere ne denir?..
Ömrü kutuplarda, buzların arasında geçen bir eskimo, tropikal iklimleri ne bilir?...

 

omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

 

 

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı