Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
03 Mayıs 2009 Pazar | 18:55

Zamanın birinde yıllarca fahişelik yapmış bir kadın… Çok susar… Bir kuyuya yanaşıverir… Su içecek. Bakar ki bir köpek ayaklarını kuyunun girişine dayamış, dili sarkmış, kuyunun içine bakıyor. Belli ki çok susamış hayvancağız… Kadın kendi susuzluğunu unutuyor bir anda… Ancak dehşetle bir gerçeğin farkına varıyor. İp kopmuş, kova kuyunun içini boylamıştır… Hadi kendi olsa tamam da, bu hayvancağız ne yapacak. Ölgün ve bitkin görünüyor… Gözünü karartıyor… Bin bir zahmetle kuyunun içine iniyor. Pabucunu çıkarıyor su dolduruyor içine… Dişleriyle sıkıca tutuyor pabucunu, nasıl çıkıyorsa bin bir zahmetle çıkıyor…

Köpek suya atılıyor hemencecik… Şapır şapır içiyor bütün suyu. Kadın kendi susuzluğunu unutmuş bile, gözyaşlarıyla hayvanı izliyor. Kötülükle geçen yıllardan sonra bir mahluka yapabildiği iyiliğin şükrü oluyor gözyaşları… Hayvancağız suyu içtikten sonra kuyruğunu neşeyle sallıyor…

Ellerini gözyaşları içinde açıyor kadıncağız… - Allahım… Bu rezil kulunun şu hayvana yaptığı yardımdan razı olduysan, beni affet, beni affet, beni affet diye yalvarıyor…
Ne oluyor biliyor musunuz?.. Evliya oluyor bu kadın… Şefaat talep edilecek makama yükseliyor…
Ey annemiz… Bizi mahşer günü unutma e mi?..

Ve ey, insanlara bulundukları kusurlu hallerden dolayı cehennemlik gözüyle bakanlar: ÇEKİLİN RABBİMİZİN MERHAMETİYLE KULLARININ ARASINDAN… SİZ NE ZAMAN CENNETLİK OLDUNUZ?

Dostlarım… Sakın ha, sakın Allahü tealanın rahmetinden umudunuzu kesmeyin.
Bin kere tevbe etseniz, bin kere bozsanız da yine gelin… Bu kapı umutsuzluk kapısı değildir…

ÖYLE PİŞMAN OLDU, ÖYLE BİR TÖVBE ETTİ Kİ…

Maruf-i Kerhî 'rahmetullahi aleyh'… Büyük velinin bembeyaz bir atı vardır. Bir at hırsızı bu hayvanı çalmayı kafasına koyar. Bir gece ahıra girer. Tam atı çalmak üzeredir ki, duvar yarılır bir anda, o korkuyla kendini arka taraftaki at pisliğinin içine atar. Gırtlağına kadar gömülür… İçeri, yürüyen nurdan heykeller girer adeta… Gül yüzlü büyükler… Bir onların tatlılar tatlısı yüzlerine bir de kendi haline bakar hırsız… Tiksinir kendinden…

Gelenler kırklardır ve Maruf hazretlerine arz ederler: – Efendim… Aramızdan bir arkadaş vefat etti… Kimi uygun görürsünüz kırkıncımız olarak…
Büyük veli, -Arkadaki hırsızı alın, buyurur…

Evlerine giderken bir talebesi sorar büyük veliye, - Efendim… Nasıl olur… Az evvel hırsız, şimdi evliya…
Cevap yürek titretir: - O haldeyken öyle pişman oldu, sonra da öyle bir tövbe etti ki…


İYİLER KÖYÜNE DOĞRU…

İyilerle beraber olmalı… İyilerle beraber olmalı…

99 kişi öldürmüş, bir seri katil varmış eski ümmetler zamanında… O zamanın hak dinine inanmayan birine sormuş… - Ben 99 kişi öldürdüm, Allah beni affeder mi demiş. - Sen ne yaptın demiş adam. Hiç öyle şey olur mu?.. O halde 100 olsun demiş, onu da öldürmüş.

Nur yüzlü yaşlı bir müslüman amcayla tanışmış sonrasında. - Amca… Ben 100 kişi öldürdüm. Allah beni affeder mi acaba, diye sormuş umutsuzca. - Elbette evlat demiş amca… Rabbimizin rahmeti çok büyüktür. Gerçekten pişman olup tövbe edeni muhakkak af eder.  
Katil şaşkın…
Devam etmiş yaşlı zat: - Ama sana bir tavsiyem var. Sen bu köyde kalma. Buralarda hep kötü ahlaklı insanlar var. İleride bir köy var. Oraya git. Orada hep ibadetle meşgul, iyi insanlar yaşar. Onlarla arkadaş ol…

Peki demiş o günahkar. Hem tövbe etmiş, hem yürümüş… Ama tam yolu yarılamış ki eceli gelip, düşüp vefat etmiş...
Azap melekleri almaya gelmişler. Ancak rahmet melekleri de yetişmiş hemen…
Azap melekleri, - Bunu biz alacağı. 100 kişi öldürdü demişler…
Rahmet melekleri de, - Ama tövbe etti. İyiler köyüne doğru yola çıktı. Bunu biz alacağız, demişler…

Bunun üzerine Allahü tealanın katından, insan kıyâfetinde bir melek gelmiş bunların yanına…

 - İki köyün mesafesini ölçün… Hangi köye yakınsa o tarafın melekleri alsın…
Bir ölçüyorlar ki, iyiler köyüne bir karış yakın düşmüş bedeni… Rahmet melekleri alıp götürüyorlar..

ŞEYTANIN EN BÜYÜK HİLELERİNDEN BİRİ DE…

Musa aleyhisselam zamanında biri yürüyen günah, biri de çok abid (ibadet eden) iki kimse varmış… İkisi de ölmüş… Rüyalara girmişler… Yakınları bakmış ki günahkar cennet nimetleri içinde, abid ise çatır çatır yanıyor… O çok ibadet edenin hanımına sormuşlar, beyinin dikkatini çeken bir özelliği var mıydı diye… - Her akşam yatarken, "Eğer Musa'nın söyledikleri doğru ise ben kurtulurum" dermiş, şüphe varmış içinde… O içki içense yatarken, - Musa'nın anlattığı Allah çok merhametli… Ben günah işliyorum ama pişman oluyorum, tövbe ediyorum… Elbet beni de affeder, umutluyum, dermiş…

Bir Allah dostu vefat edeceği sırada bir dua etmiş… Şu güzelliğe bakınız…
- Allahım beni ya affedeceksin ki bu sana layıktır, veya azab edeceksin… Ben de zaten buna layıkım…

Şeytanın en büyük hilelerinden biri de, - Sen bu kadar günahla helak oldun, artık iflah olmazsın hilesidir… Sakın, sakın bu hileye kanmasın benim gibi günahkarlar…

O'nun af deryası o kadar büyüktür ki, her kiri temizler… Yeter ki pişman olalım.

Sevgili ve Şanlı Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve selem) ne güzel müjde veriyorlar: Kişi sevdiği ile beraberdir…

O'nu seven ne kadar günahkâr olursa olsun, tövbeyi elden bırakmasın... Sonunda mutlaka O güzeller güzelinin ellerine kapanacaktır…

ALLAHIM… BU NASIL MERHAMET BÖYLE…

Çok sevdiğim ve saydığım, kıymetli büyüğüm Osman Ünlü hocanın kendi sitesinde okuduğum, ciğerimi yırtan yazıyı sizinle paylaşarak bitireyim…

***

Peygamber efendimiz bir gün, bir yerde oturuyorlardı. Yanlarında da, hazret-i Ebu Bekir, hazret-i Ömer, hazret-i Osman ve hazret-i Ali vardı. Resulullah efendimiz birden ağlamaya başladılar. Mübarek gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin bu haline dayanamayıp;

-Anam babam, sana feda olsun ya Resulallah! Niçin bu kadar ağlıyorsunuz? diye sual ettiler. Peygamber efendimiz cevaben;

-Nasıl ağlamayayım ki, ümmetimin yolu çok uzundur. Omuzlarında ise çok ağır günahlar vardır. Onların günahları yağmur ve kar tanelerinden, deniz köpüğünden ve ağaçların yapraklarından da fazladır, buyurdular. Bu cevabı alan hazret-i Ebu Bekir;

-Ya Resulallah! Kalbinizi ferah tutunuz! Müslümanların yüklerini hafifletmek için, onların günahlarının yarısını ben üzerime alacağım! diye arzetti. Hazret-i Ebu Bekir'den bu cevabı alan Resulullah efendimiz memnun oldular ve hazret-i Ömer'e dönerek;

-Ebu Bekir'in dediklerini işittin! Peki sen ümmetimin günahkârları hakkında ne diyorsun? diye sual ettiler. Hazret-i Ömer de;

-Ya Resulallah! Ben Ebu Bekrin söylediği ve yaptığı gibi yapamam! Yalnız Müslümanların günahlarının üçte birini yüklenirim, diye arzetti. Hazret-i Ömer'den bu cevabı alan Peygamber efendimiz bu sefer de hazret-i Osman'a döndüler ve aynı soruyu ona sordular. Hazret-i Osman;

-Ya Resulallah ben de Ömer'in yaptığı gibi yapamam. Fakat Müslümanların günahlarının dörtte birini yüklenirim, diye arzettiler. Peygamber efendimiz hazret-i Ömer'in ve hazret-i Osman'ın bu cevaplarından memnun oldular ve teşekkür ettiler. Daha sonra hazret-i Ali'ye döndüler ve aynı suali Ona da sordular. Hazret-i Ali de;

-Ya Resulallah, ben Sırat köprüsünün kenarında duracağım. Ümmetinin günahkârlarının ateşe düşmelerine mani olacağım. Eğer onların durumu çok sıkışırsa, kendimi onlar için feda edip ateşe atacağım, diye arzetti. Resulullah efendimiz, hazret-i Ali'nin bu cevabından memnun olup teşekkür ettiler.

Daha sonra Resulullah efendimiz, oradan ayrılıp hazret-i Âişe validemizin yanına gittiler ve Ona da durumu anlattılar ve;

-Ya Âişe! Sen müminlerin annesisin, annenin çocuklarına şefkatli olması lazımdır! Peki sen ümmetimin günahkârları için ne yapacaksın? diye sual ettiler. O anda Resulullah efendimizin mübarek kızları hazret-i Fatıma da orada idi. Bunun için hazret-i Âişe validemiz:

-Ya Resulallah, Fatıma'nın huzurunda bir şey diyemem, diye arzettiler. Hazret-i Fatıma da;

-Ey Babacığım, Annenin huzurunda, kızın konuşması uygun olmaz, diye cevap verdi. Onun bu cevabı üzerine hazret-i Âişe validemiz;

-Ya Fatıma! Allah'a yemin ederim ki, senden önce bu konuda bir şey söyleyemem, dedi. Bunun üzerine hazret-i Fatıma Peygamber efendimize dönerek;

-Ey Babacığım, Mizan'ın kurulacağı yere gelip, ümmetinin hesabını takip etmek için orada duracağım. Ümmetinin günahları sevaplarından ağır gelirse, oğlum Hasan'ın zehirle kirlenmiş gömleğini onların sevap kefesine koyacağım... (ki bu elim hadise annemizin vefatından yıllar sonra olacaktır...) Şayet sevap kefeleri yine de ağır gelmezse, bu sefer oğlum Hüseyin'in kanla kirlenmiş gömleğini ilave edeceğim, diye arzetti… (bu da yıllar sonra olacaktır...) Hazret-i Fatıma'dan bu cevabı alan Resulullah efendimiz, tekrar hazret-i Âişe validemize dönerek;

-Ey müminlerin annesi! Sen ne diyorsun, sen ne yapacaksın? diye sual ettiler. Hazret-i Âişe validemiz cevap vermeden odasına girdi ve secdeye kapanıp ağlayarak; "Ya Rabbi! Sen, beni müminlerin annesi yaptın, kalbime evlat şefkati koydun ve onların sevgisini gönlüme yerleştirdin. Sen bilirsin ki, bir ana, çocuğunun Cehenneme girmesine razı olamaz. Bunun için onları benimle Cennete gönder! Yoksa beni de onlarla Cehenneme koy!" diye dua etti.
Hazret-i Âişe validemizin bu yalvarışının akabinde, Cebrail aleyhisselam gelerek Peygamber efendimize;

-Bu ne hâldir ya Resulallah! Allahü teâlâ: "Âişe-i Sıddıka'ya de ki, Onu, Cehenneme göndermem benim keremime yakışmaz. Çünkü O, Habibimin zevcesidir. Çocukları, annelerinden ayırmak da caiz değildir" buyurdu diye bildirdi.

***

Ey merhamet deryaları… Selam olsun sizlere… Elbet sahip çıkarsınız günahkar da olsak, sizi seven bu gariplere…
 

 omercetin@saatlimaarif.com                  omer.cetin@tg.com.tr

  Ö. Çetin Engin kategorisindeki en yeni içerikler
- Saflık, tarife muhtaç...
- BİD'AT... AT GİTSİN...
- Tom’la Linda’nın aşkı
- Girdap…
- Çağrı… -2-
- Çağrı… (Çağrılanlar...)
- Kainatta zerre bile değiliz (Biraz da tefekkür)
- Mezuniyet töreni (Danimarkalı karikatüriste ithafen…)
- Huzur (Bunalımların sebebi)
- sADAKta çok ok var… (2009'da yaşanmış diyaloglar…)
- Veliler yolu -2- (Aşk ateşinde piştiler)
- Veliler yolu…
- Büyücü...
- Seni Seviyorum (!) (Tramvayda travma)
- Şefkat deryaları
- Cennet yolunun yolcuları
- 250 binlik gelinlik
- Merhamet… (Günahkârlar için yazıldı…)
- Sıkıntın mı var… Oku geçer…
- Habil amca -8- Perşembe’ye düğünüm var…
- Habil amca -7- Güneş ufka yaklaştı
- Habil amca -6- Cennet bahçesine girmek istiyorum
- Habil amca -5- Aşk hikayesi
- Habil amca -4- Buluşma vakti
- Habil amca -3- Kabirden gelen ses
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı