Ana Sayfa
Özel Dosyalar
İnsan ve Toplum
İz Bırakanlar
Faydalı Bilgiler
 
Kültür Sanat
Polemik
Sudoku Oyna
Sesli Kütüphane
İletişim
Hakkımızda
Ö. Çetin Engin
Saflık, tarife muhtaç...
İrfan Atasoy
İyiyim!..
Vehbi Abimizin yazıları
"O büyük günde buluşuncaya kadar sevenlere sabır, selamet;
Mahrum kalmışlara da insaf ve itidal dilerim..." - Vehbi Arvas
Pavarotti'nin Türkiye Macerası
16 Eylül 2007 Pazar | 21:41

Gençliğinde Ankara Operası'nda çalıştı ama sesi beğenilmediği için kovuldu", "Hayatının en mutsuz günlerini Ankara'dayken geçirdi", "Dönemin cumhurbaşkanına ettiği laflar kovulmasına sebep oldu"... Ünlü İtalyan opera sanatçısı Luciano Pavarotti'nin ölümünün ardından Türk gazetelerinde onunla ve Ankara Operası'nda misafir sanatçı olarak geldiği dönemle ilgili çeşitli yazılar yayımlandı.
O dönemin şahitlerinden Hüsamettin Ünder tüm bu söylenenleri yalanlıyor. Henüz 27 yaşındayken üç temsil için geldiği Ankara günlerini Ünder'den dinlemek için evine gidiyoruz. "Hani ölenin arkasından kötü konuşulmazdı. Yazılanlardan utanıyorum. Külliyen yalan bunlar" diyor ve söze başlıyor.


Pavarotti, Ankara Devlet Opera ve Balesi'ne misafir sanatçı olarak geldiğinde kurumda hangi görevdeydiniz?
Cüneyt Gökçer genel müdürken Amerika'daki San Francisco balesinin artistik direktörü O. De Rosa'yı getirdi. 1961'de onu opera bölümünün genel müzik direktörü yaptılar. Ben de Genel Müzik Direktör Yardımcısı ve Artistik Direktör unvanını aldım. Pavarotti ben bu görevdeyken misafir tenor olarak geldi.

"Pavarotti'nin aryası, sesi tiz diye bir ton aşağı indirildi. Tüm tenorların başına gelebilecek bir şey bu"
Pavarotti o zamanlar dünyaca ünlü bir tenor değil. Henüz çok genç. Onu kim, nasıl buldu?
1957 yılında İtalya-Türkiye arasında bir kültür anlaşması yapıldı. Bu anlaşmaya göre her yıl İtalya'dan Türkiye'ye, Türkiye'den de İtalya'ya misafir tenorlar gitti. Anlaşma çerçevesinde İtalya her yıl devlet tiyatrosu genel müdürü adına 10 milyon lireti (dönemin büyük parasıydı) Milano La Scala Operası'nın bütçesine koyuyordu. Biz de bu parayla onlardan misafir tenor talebinde bulunuyorduk.
O. Rosa, orkestra şefleri Sabahattin Kalander ve Nevit Kodallı, baş korrepetitor Lorandi ve benden oluşan komisyon hangi opera için hangi tenorları talep edeceğimizi belirliyorduk. İtalyancam çok iyi olduğu için Gökçer 1963'te beni tenorlarla ilgili görüşme için İtalya'ya gönderdi. Amacımız "La Boheme" operasında İsmet Kurt ve Rıdvan Yücel'in yanı sıra dönüşümlü olarak Rodolfo rolünü oynayacak birini bulmaktı. La Scala Operası'nın emprezaryosuna "Sizden isimsiz, 'La Boheme' operasında yer alacak bir tenor istiyoruz" dedim. O da bana üç isim önerdi: Pavarotti, Angelo Lo Forese ve Doro Antonioli.

Bu üç isim arasından piyango neden Pavorotti'ye vurdu? Onu seçme nedeniniz neydi?
Üçünün arasında, programı "La Boheme" operasının programına uyacak tek isim oydu çünkü. Pavarotti ilk kez 1961'de sahneye çıkmıştı. Daha yeni bir tenordu. Gençti. Programı sıkışık değildi. Ünlü bir tenoru 10 gün süren bir programa getirmek mümkün değildir.

Pavarotti'nin sesini ilk kez orada mı dinlediniz?
Evet. Bana bir kasedini dinlettiler ve sahnedeki görüntülerini izlettiler. Pavarotti Ankara'ya geldiğinde direkt orkestra provasına girmedi. Zaten tüm misafir tenorların sesi önce piyanoda dinlenirdi. Daha sonra tüm sanatçıların yer aldığı bir prova yapılırdı. Pavarotti bu provalarda dinlendiği zaman tiz ses sorunu olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden Pavarotti'nin aryası bir ton aşağı indirildi. Bir de "La Boheme"in birinci perdesinde soprano ile düeti vardı.
O düette de tonu aşağı indirildi.

Pavarotti ile röportaj yapan Reha Erus "Meslek hayatının en kötü günlerini Ankara Devlet Operası'nda geçirdiğini itiraf etmişti. Başarısız diye geri gönderilmiş. Gerekçe olarak gevrek sesli ve hafiften toplu olduğu ve sahneye yakışmadığı gösterilmiş" diye yazmıştı. Bunlar doğru mu?
Bir kere, Pavarotti Ankara'ya geldiği yıllarda filinta gibi delikanlıydı. Çok yakışıklıydı. Mutsuz olma sebebinden bahsederken ton değiştirmeyi kastediyor herhalde. Dünyada bir tenorun sesi yetmezse opera eserinden perde bile çıkarıldığı olmuştur. Yani bu dünyada ilk kez olan, garipsenecek, utanılacak, üzülünecek bir olay değil. Dünyadaki her tenorun başına gelmiştir. Enrico Caruso'ya da yapılmıştır.

"Cemal Gürsel bırakın Pavarotti'yi izlemeyi, bir kere bile opera temsillerine gelmedi"
Pavarotti Ankara'da kaç temsile çıktı? Kaç gün kaldı? Yazıldığı gibi dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel onu dinlemeye geldi mi?
Üç temsillik anlaşma yapılmıştı, üç temsil yaptı. 10 gün kaldı. Cemal Gürsel Paşa bırakın Pavarotti'yi izlemeyi, cumhurbaşkanı olduğu dönem içinde bir kere bile opera, bale ve tiyatro temsillerine gelmedi.

Yani ne Cemal Gürsel Pavarotti'yi tanışmak için yanına çağırdı ne de Pavarotti "Ben sanatçıyım, o diktatör. Politikacıların ayağına gitmem. O gelsin" dedi.
Tabii ki demedi. Affedersiniz, Pavarotti'nin tuvalete giderken bile bana ihtiyacı vardı. Benim odamda otururdu. Öğle ve akşam yemeklerini birlikte yerdik. Çünkü o yıllarda Pavarotti henüz İngilizce bilmiyordu. Onunla konuşabilecek düzeyde İtalyanca bilen tek kişi bendim kurumda. Pavarotti Ankara'da benden habersiz nefes bile almadı.
Ayrıca 27 yaşındaki Pavarotti "Cumhurbaşkanı seni çağırıyorlar" dendiğinde "Ben gitmiyorum" diyebilir mi? İhtilal yapmışlar, adam asmışlar. Yurtdışından bızdık bir tenor geliyor, "Ben diktatörün ayağına gitmem" diyor. Cüneyt bey de bunu gidip Gürsel'e söylüyor. Külliyen yalan.
Pavarotti'ye böyle bir şey söylenseydi onu tercüme edecek tek adam bendim. Açık söyleyeyim, ben bunu öyle tercüme etmezdim. Pavarotti'yi kurtarmak için söylediklerini doğru aktarmazdım.
Mehmet Y. Yılmaz beye köşesinde yazması için bu bilgiyi veren Prof. Dr. Kurthan Fişek'in söyledikleri doğru değil. Dönemin protokol müdürü öldü. Cüneyt bey hasta, beni de öldü sanıyor herhalde. Sallıyor işte. Bu olaylar neden 44 yıl sonra çıktı ortaya? Madem Kurthan bey gazeteci niye yazmadı daha önce? Adamın ölmesini mi bekledi? Ben hâlâ yaşıyorum. Kurthan bey gelsin yüzleşelim.

Cüneyt Gökçer'in özel bir mesele nedeniyle Pavarotti'den hazzetmediği doğru mu?
Değil. Çünkü bunu mantık kabul etmez. Ayten Gökçer'in hiçbir suretle Pavarotti ile en ufak bir yakınlaşması mümkün değil. Pavarotti o dönemde benim odamdan çıkmazdı. Sabahtan akşama kadar birlikte otururduk. Pavarotti Ankara'dayken Ayten'in soyadı Kaçmaz'dı. Cüneyt Gökçer ile evli değillerdi. Devlet Tiyatrosu'nun çocuk tiyatrosu bölümünde çalışıyordu.
Ayrıca böyle bir neden yüzünden birini kovmak zordur. Kovarsa politik olay çıkardı. Pavarotti, anlaşma kapsamında İtalya Turizm ve Temsiller Bakanlığı'nın aracılığıyla geldi Türkiye'ye. Şunu da belirtmek isterim. Türk operası, balesi ve tiyatrosu Gökçer'in genel müdürlük yaptığı zamanda en üst düzeye çıkmıştır. 1964'te Orta Avrupa operası seviyesindeydi.

Peki sizce Kurthan Fişek'in Pavarotti ile ilgili aktardıkları neye dayanıyor olabilir?
Bilmiyorum. Ancak bir kelimesi bile doğru değil. Kurthan beyin eşi balede sanatçıydı. Fişek'in o dönemde Pavarotti'nin yanına yaklaşması için temsili izlemesi lazım. Temsile girmesini, operada oturmasını ben sağlıyordum. Yeri ben veriyordum ona. Pavarotti ile sürekli birlikteydim. Kurthan beyi Pavarotti'nin yakınında gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Pavarotti'nin adını daha önce de lekelediler. Türkiye'de bir Pavarotti antipatisi var. Üç-dört yıl önce Pavarotti Türkiye'ye konsere geldi. O dönem yine bir dedikodu çıktı. Gazetede Cemal Gürsel'in Pavarotti için "Güzel oğlan" dediğini yazdılar. Ben de Pavarotti'yi aradım ve telefonda konuştum. Yazılanları söyledim. Bana "Maestro üzme kendini, hiç üstünde durma bunların" dedi. Şimdi adam ölü, soracak, arayacak biri de yok. n



"Pavarotti'yi bir kez daha çağırmak istedik"

Devlet Opera ve Balesi olarak Pavarotti'yi bir kez daha misafir tenor olarak ağırlamayı düşündünüz mü?
Evet, 1973 veya 1974'te tekrar çağırmak istedik. La Scala Operası'nın artistik direktörüne telefon açtım. Ve isteğimizi ilettim. Ancak "Sizin fona koyulan para Pavarotti'nin bir temsilini bile karşılayamaz. Başka birini isteyin" cevabını aldım. İsteğimizden vazgeçtik tabii.



"O zaman da boğazına düşkündü. Eşim ona İtalyan yemekleri yapmıştı"

Pavarotti ile ilişkiniz sadece iş ortamında mı sürdü? Ankara'dayken onu evinize davet ettiniz mi?
Kaybettiğim eşim İtalyandı. Eşim o dönemde yaşıyordu. Pavarotti o zaman da boğazına düşkündü. Canı İtalyan yemekleri çektiği için rahmetli eşim onu iki kez bizim eve davet ettti. Ona İtalyan yemekleri yaptı. Pavarotti ile yıllar sonra bir kez daha yemek yedik. 1973 veya 1974'te İtalya'ya gittiğimde onu yemeğe davet ettim.



Hüsamettin Ünder kimdir?

1923 doğumlu olan Ünder Ankara Devlet Konservatuvarı şan bölümünde dört yıl okudu ancak okulu yarıda bırakarak İtalya'ya gitti. Burada Milano G. Verdi Konservatuvarı'nı dışarıdan bitirdi. Ayrıca Milano Brera Güzel Sanatlar Akademisi'ni de bitirdi. İtalya'da 11 yıl boyunca konserler verdi, Türkiye'de 25 yıl opera solistliği yaptı. Opera solistliğini sürdürürken Ankara Devlet Opera ve Balesi'ne, besteci Necil Kazım Akses zamanında (1957'de) danışman olarak girdi. Ardından genel müzik direktör yardımcılığı ve art direktörlük görevine getirildi. 1990'da emekli olana kadar kurumda yaklaşık 35 yıl çalıştı,
11 genel müdür eskitti.
1988'den itibaren 10 yıl boyunca Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda şan hocalığı yaptı. Ardından beş yıl kadar Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde şan, opera analizi ve klasik müzik tarihi dersleri verdi.

Kaynak: Milliyet/Elif Berköz Ünyay

  özel dosyalar kategorisindeki en yeni içerikler
- Bir Ateistin Hidayeti (5)
- Bir Ateistin Hidayeti (4)
- Bir Ateistin Hidayeti (3)
- Bir Ateistin Hidayeti (2)
- Bir Ateistin Hidayeti (1)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (33)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (32)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (31)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (30)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (29)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (28)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (27)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (26)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (25)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (24)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (23)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (22)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (21)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (20)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (19)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (18)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (17)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (16)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (15)
- Hayal Tiyatrosu: 'Şefkat' (14)
- Bu kategoridekileri listele
   
SaatliMaarif.com
Sınırı çizilen her özgürlük tanımı kalemimizin mürekkebidir....
Bir Derinev Yapımı